Esasen, bütün dualar Cenâb-ı Hakk’ın meşîetini ispat eder. Yani biz daha işin başında dualarımızla, Cenâb-ı Hakk’ın, istediklerimizi vermeye muktedir olduğunu kabul ettiğimiz gibi, talebimizi de eğer dilerse vereceğini kabul etmiş oluyoruz. Böylece yapılan her dua, Cenâb-ı Hakk’ın meşîetini itiraf mânâsına gelmektedir ki, kaderin bir buudu da işte bu meşîettir. Biz bu meselenin tevhidle de çok yakından irtibatı olması dolayısıyla, üzerinde ısrarla duruyoruz…
C. Emr-i Cebrî ve Emr-i Şer’î Meselesi
Aynı konuyla ilgili ayrı bir hususa daha temas etmek istiyoruz. Böyle bir televvünle yorucu bu mevzuu da mümkün mertebe avamîleştirip bir kere daha anlatmak niyetindeyiz. Anlatmak istediğimiz hususa şu âyet bir mukaddime olabilir. Âyette şöyle denilmektedir:
“Dikkat edin, yaratma da emir de O’na aittir. Âlemlerin Rabbi olan Allah ne yücedir.”53
Emir ve yaratma Allah’a aittir. Evet, hükmü veren de yaratan da O’dur. Cenâb-ı Hakk’ın emri iki kısımdır.
Birincisi: Emr-i kevnî, emr-i cebrî veya emr-i takdîrî.
İkincisi: Emr-i dinî veya emr-i şer’î.
Kâinatta cebrî emir hâkimdir. Cenâb-ı Hak yarattığını hep cebrî olarak yaratır. Hiç kimse bu cebir karşısında bir şey diyemez. Herkes bu emre karşı ister istemez itaat etmek mecburiyetindedir.
Cenâb-ı Hak, Mâlikü’l-Mülk’tür. Mülkünde istediği gibi tasarrufta bulunur. O’nun bu tasarrufu, bizim elimizi, dilimizi ve irademizi bağlar.
Dipnotlar
- 53 A’râf sûresi, 7/54.