Dahası, velilik, kutupluk ve gavslık gibi makamlar da birinci maksat yapılmamalıdır. Muvahhid bir mü’min, bütün bunları mülâhazaya aldığı zaman da tercihini yine iman-ı billâh, mârifetullah, muhabbetullah, aşk u şevk istikametinde kullanmalıdır. O, gavslığı değil, bir gavsın mazhar olduğu iman, mârifet ve muhabbet ufkunu dilemelidir. İşte, böyle bir talepte ısrarlı olmak, şuurlu tercih yapmanın, Hakk’ın rızasını üstün tutmanın, yerinde kararlı durmanın ve Mevlâ’ya sâdık kalmanın ifadesidir. Dolayısıyla, en değerli insan, rıza-i ilâhî peşinde olan ve iman, mârifet, muhabbet, aşk u iştiyak istikametinde derinleşmeye çalışandır.
Aslında, bu talebi ortaya koymak çok zor bir mesele de değildir. İnsan, başlangıçta seleflerini taklid edercesine de olsa, iradesinin hakkını vererek kalbini mâsivâdan temizlemeye gayret gösterir ve her fırsatta Rıdvan’a erme emelini dile getirirse; hele bir de, hâline başkalarının muttalî olamayacağı gecelerin o sihirli vakitlerinde secdede pusuya yatıp tecellî avlamaya durur ve Mevlâ-yı Müteâl’e teveccüh ederek O’nunla münasebete geçme çağrısında bulunursa, bir gün mutlaka farklı sinyallerle cevaplar alacak ve aradığı mârifet ufkuna ulaşacaktır.
Seni İsterim Allahım!..
Ezcümle, “ehlullah” dediğimiz Hak dostları sürekli bu hedefi takip etmişlerdir. Onların hemen hepsi senelerce “Seni isterim Allahım, sadece Seni!..” diye inlemişlerdir. Aralarında tam altmış yıl boyunca “Başka bir muradım yoktur Rabbim; yalnızca Seni diliyorum.. Seni, Seni, Seni…” deyip ağlayanların sayısı hiç de az değildir. Bu güzîde kulların tesbihleri dahi âdeta “Seni, Seni, Seni…” nakarâtından ibarettir.