Kanaatimce hepimiz için geçerli bir husus bu. Zira çok küçük şeyleri büyütüyor, basit, dil ucuyla dahi olsa hemen gıybetlere giriveriyoruz. Böylece zihinler gıybet mülâhazasıyla kirletiliyor; gönüllerin aydınlık çehresine gıybet ziftleri akıtılıyor.
Bakın, bu mevzuda, hesabını veremem korkusuyla dikkat etmeye çalıştığım bir hususu size nakledeyim. Diyelim ki burada bir arkadaşımız oturuyorken kalkıp dışarıya çıktı. Ben de onun gıyabında “Galiba ara sıra uykusu geliyor. Ben görmeyeyim diye kalkıp aşağıya indi.” şeklinde bir mülâhazaya girmiş veya bu mazmunu işmam eden bir laf ağzımdan kaçırıvermişsem, o arkadaş bu sözümü duyduğunda rencide olabileceğinden, karşılaşır karşılaşmaz ona ilk sözüm, “Hakkınızı helal edin.” olmuştur. Çünkü gıybet büyük bir günahtır. Bir hadis-i şerifte geçtiği üzere, Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem); “Gıybet zinadan daha şiddetlidir.” buyuruyor. “Bu, nasıl olur diye sorulduğunda ise şu cevabı veriyor: “Kişi zina edip tevbe eder de(bir daha yapmazsa), Allah Teâlâ onun tevbesini kabul buyurur. Fakat, gıybet eden, gıybet edilen tarafından affedilmedikçe, ogünahı bağışlanmaz.”10 Demek ki gıybetin öyle nevi vardır ki, zinadan daha şiddetlidir. Meselâ ilim sahibi, insanların hüsnü zan besleyip arkasından gittiği büyük bir zat hakkında bu şekilde konuşmak büyük bir günahtır. Çünkü böyle bir zatın gıybeti, arkasında olan bütün insanların hakkına girme gibi altından kalkılamayacak azim bir günahı netice verebilir. Evet, mesele işte bu ölçüde naziktir. Ancak eğer temelde biz, Allah Teâlâ’nın büyük gördüklerini büyük görüp büyük kabul etmiyorsak neticede nice küçük mevzular gelip bu büyük meselelerin yerini alacaktır/almaktadır.
Dipnotlar
- 10 et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-evsat 6/348; el-Beyhakî, Şuabü’l-îmân 5/306.