Şeytanın bu durumunu anlamak için öfkelenmiş, cinnet yaşayan bir insanın o anki hâlini düşünebilirsiniz. Çünkü bazı insanlar kimi zaman öyle öfkelenir ki, böyle bir şahsı gördüğünüzde rahatlıkla “Bu insan delirmiş!” diyebilirsiniz. Hatta onun bir şizofren olduğuna kanaat getirip bir psikiyatriste gitmesi gerektiğine hükmedebilirsiniz. Böyle bir kişi, kendini kaybetmiş bir hâlde eline ne geçirirse kaldırır yere çalar, sağa-sola atar, yıkıp devirir, paramparça eder. O esnada kalkıp: “Kardeşim! Allah seni insan yaratmış, sen zaten çok şefkatli bir arkadaştın, ben sende daha önce böyle hâller görmezdim.” türünden sözlerle onu teskin etmeye çalışsanız, söylediklerinizi hiç mi hiç dinlemez; dinlemez ve eline geçirdiği bir nesneyi tutar size de fırlatır. Çünkü o, bu esnada, öfke ve nefrete kendini öyle bir kaptırmıştır ki, artık ona kendi mülâhazalarının dışında bir şeyler anlatmak, bir şeyler dinletebilmek âdeta imkânsız gibidir.
İşte böyle bir şahsın kin ve nefretini alın, onu kat be kat katlayın, hatta Ziya Gökalp’in ifadesiyle mük’ab hâle getirin ve sonra İblis’in Allah’a karşı geldiği esnadaki o hâlet-i ruhiyesini bu mukayeseyle anlamaya çalışın.
“İsyan Deryasına Yelken Açmışım”
Şimdi asıl konumuza dönecek olursak, denilebilir ki, her bir insan, İblis’in içine düşüp helake sürüklendiği bencillik, kibir, haset, kıskançlık gibi esasında kıl kadar ehemmiyeti bulunmayan ancak encamı itibarıyla ciddi handikapları netice veren azim tehlikelerle karşı karşıyadır.