İnsanın bu durumunu anlayabilmek için İblis’in, Hazreti Âdem’e secde emri aldığı esnada ortaya çıkan ruh hâlini hatırlayabiliriz. Kur’ân-ı Kerim’de bildirildiği üzere Cenâb-ı Hak Hazreti Âdem’i yarattıktan sonra bütün meleklere ona secde etmelerini emir buyurur. Meleklerin hepsi Hazreti Âdem’e secde etmesine rağmen, İblis kendisinin ateşten Âdem Aleyhisselâm’ın ise topraktan yaratıldığını, dolayısıyla kendisinin ondan daha üstün olduğunu iddia ederek kibre kapılıp büyüklük taslar ve neticede küfre girer. Ardından da; فَبِعِزَّتِكَ لَأُغْوِيَنَّهُمْ أَجْمَعِينَ“İzzetine yemin olsun ki, ben de onların hepsini baştan çıkaracağım.” der.1
Görüldüğü üzere burada İblis, insanları değişik yollarla saptıracağını ifade ederken, Allah’ın (celle celâluhu) azamet ve celaline, büyüklük ve ululuğuna yemin etmektedir. İşte onun bu kasemi, fıtratının bazı şeyleri sezdiği ve Allah’ı (celle celâluhu) belli bir seviyede bildiğini göstermektedir. Fakat teorik planda Allah’ı bu ölçüde biliyor olmasına rağmen o, bir noktaya takılıp kalıyor ve gözünün önündeki bir kıl, apaçık gerçekleri görmesine mâni oluyor. Takılıp kaldığı o noktayla İblis, kendini kin, nefret, haset, kıskançlık ve bencillik gibi âfetlere kaptırıyor ve artık o, gözü başka hiçbir şeyi görmez, kulağı başka hiçbir şey duymaz kör ve sağır bir varlık hâline geliyor.
Dipnotlar
- 1 Sâd sûresi, 38/82.