İçeriğe geç

O sırada, Hazreti Ömer’in de yakınlarından olan ve çoğu zaman onun istişare heyetinde yer alan Hurr İbn Kays (radıyallâhu anh) hemen öne atılıp, “Ey Mü’minlerin halifesi, Allah Teâla Hazretleri Resûl-i Ekrem’ine, “Sen af ve müsamaha yolunu tut, iyiliği emret, cahillere aldırış etme!”8buyurmuştur. Bu adam da cahillerden biridir!” diyor. Bu ikazı duyan Hazreti Ömer, olduğu yerde kalıyor ve artık Uyeyne’ye hiçbir şey demiyor, hiçbir şey yapmıyor. Böyle bir ilâhî tembihin hatırlatılması karşısında Emirü’l-mü’minîn’in bütün hiddeti diniyor.9 (Doğrusu, Habîb-i Ekrem’in en öndeki dostlarından olan Hazreti Ömer Efendimiz hakkında gazap öfke, hiddet… gibi herkes için kullandığımız kelimeleri kullanma mevzuunda çok korkuyorum; bir hakikati nazara vermek için mecburen bu kelimeleri istimal ettiğim için onun ruhâniyetinden özür diliyorum.)

İşte bu, hakperestlik duygusu içinde, kılı kırk yararcasına yaşama ve yerinde gazap hissini de bastırma demektir. Hazreti Ömer Efendimiz’in bu hasletinden dolayıdır ki, o, اَلْوَقَّافُ عِنْدَ الْحَقِّ sözüyle anılır olmuştur.10 Bu tabir, “her zaman doğrunun yanında yer alan, hak ve adaletten asla ayrılmayan, kendisinin rağmına olsa da mutlaka hakka boyun eğen, Kitabullah’ın hükmüne gönülden rıza gösteren ve hakkın söz konusu olduğu yerde anında frenlemesini bilen insan” demektir. Hazreti Ömer, yumruğunu kaldırıp tam hasmının gözüne indireceği bir anda, hakkın hatırı için öfkesini yutarak kollarını hafifçe iki yanına salıverecek kadar duygularına hâkim bir insandır. Şüphesiz onun bu hâli, وَالْكَاظِمِينَ الْغَيْظَ11 hâlis mü’minlerin ve takva ehlinin de hâlidir.

64