Nitekim, Kur’ân-ı Kerim, “O müttakîlerki, bollukta da darlıkta da Allah yolunda infakta bulunurlar, kızdıklarında öfkelerini yutar, insanların kusurlarını affederler. Allah, böyle iyi davranan ihsan ehlini sever.”12 mealindeki âyet-i kerimede öfkesine mağlûp olmayanları, bilâkis onu yenip akl-ı selimle hareket edenleri وَالْكَاظِمِينَ الْغَيْظَ ibaresiyle nazara vermektedir. وَالْكَاظِمِينَ الْغَيْظَ ifadesindeki اَلْغَيْظَ kelimesi, gadabın aslı ve özüdür; hoşa gitmeyen bir şey karşısında insan tabiatının hiddet, kızgınlık ve hınçla heyecanlanması demektir. اَلْكَاظِمِينَ ifadesi ise (bu kelimenin tekili اَلْكَاظِمُ’dır), deriden yapılmış su kabının ağzını bağlamak mânâsına gelen كَظْمٌ kelimesinden türetilmiştir; öfkesini yutan, hiddet ateşini sabırla içinde tutup boğarak söndüren, zarar gördüğü kimselerden öç almaya gücü ve kudreti bulunduğu hâlde intikama kalkışmayan ve kötülük edenlere karşı afv ile muamelede bulunan kimselerin unvanı olarak kullanılmıştır.
Mezkûr âyette, öfkenin tesirini icrâ edip insanı kötülüklere sürükleyebileceği bir hengamda, bir dikeni, bir kaktüs parçasını yutuyormuş gibi gazap hissini de yutmaya çalışan, bir müddet yutkunup dursa da kızgınlığını iradesi ile bastırıp kontrol altına alan insanlar, Cenâb-ı Allah’ın verdiği bütün nimetlerden –kendi cinslerine uygun şekilde– bollukta da darlıkta da infak edip duran cömert kullarla aynı çizgide anılmışlardır.
Çünkü, hiddeti bastırıp mülâyim davranabilmek, ancak ciddî bir cehd ü gayretle iradenin hakkını verme sayesinde mümkün olabilecek bir davranıştır. Mevlâ-yı Müteâl, insanı irade sahibi bir varlık olarak yaratmışsa, artık onun başka canlılar gibi hareket etmesi, intikam almak için dişlerini ve pençelerini kullanması kendi seviyesine ve mahiyetine karşı saygısızlık sayılır. “Hâsılı, o kimseler hayvanlar gibidirler, hatta onlardan da şaşkındırlar.”13 ilâhî beyanının çerçevesine dahil olması mânâsına gelir.
Dipnotlar
- 12 Âl-i İmrân sûresi, 3/134.
- 13 A’râf sûresi, 7/179.