İçeriğe geç

Bu açıdan, Peygamber Efendimiz’in ikazlarında bu “şok tesiri mülâhazası”nı da hesaba katmak gerekir. Meselâ; Allah Resûlü, birine “Nazarlarına dikkat et!”,3 başka birine “Anne-babanın hukukunu gözet!”,4 bir diğer sahabîye “Gecelerini ihya et!”5 buyurmuştur. Aslında, bu hususlar her mü’min için çok önemli birer nasihattir. Fakat, Hikmetin Lisan-ı Fasîhi Efendimiz, bu nasihatlerini seslendirmek için öyle muhataplar seçmiştir ki, hem umum mü’minlere diyeceğini demiş, hem soru soranları tek tek irşad etmiş, hem de Enbiyalar Sultanı’na muhatap olma payesiyle taçlandırdığı bu insanların kendileriyle alâkalı o ulvî hakikatleri şok tesiriyle iyice öğrenip orada bulunmayan kimselere de nakletmelerine zemin hazırlamıştır.

Dahası, Resûl-i Ekrem’in irşadlarını ve seçtiği muhatapları nazar-ı itibara alırken, Fetânet-i A’zam Sahibi’nin (sallallâhu aleyhi ve sellem) firasetini gözetmenin yanı sıra, meseleyi Allah’ın denk getirmesi ve uygun vasatı halketmesi şeklinde de değerlendirebilirsiniz. Cenâb-ı Hakk’ın tevafuk ettirmesi şeklinde bakarsanız, o zaman hâdise daha müthiş ve semavî bir hâl alır. Allah Teâlâ, Habîb-i Edîb’ine öyle bir şahsı muhatap kılmıştır ve o esnada orada öyle insanları bir hedef kitle hâline getirmiştir ki, o sözlerin tam orada, o şahsa hitaben söylenmesi ve onu herkesten ziyade işte oradakilerin dinlemesi lâzımdır. Böylece, Rehber-i Ekmel, o zatın şahsında diyeceğini diyecek, mesajını verecektir; o insan da, evvelen ve bizzat kendisiyle alâkalı olan o sözleri çok iyi hıfzedecek, hiç unutmayacak, gezdiği her yerde onu başkalarına da anlatacak ve o hakikatin mübelliği olacaktır.

Öfkeyi Doğru Tarafa Yönlendirmeli!..

61