İçeriğe geç

Zira, Allah Resûlü, nasihat isteyenlere onların ihtiyaçlarına göre tavsiyelerde bulunurdu. O engin firasetiyle herkesi en isabetli şekilde tahlil eder ve söyleyeceklerini onların mizaçlarını nazar-ı itibara alarak söylerdi. Nebiler Serveri, insanları karakterleriyle ve tabiatlarının temel çizgileriyle tanır; onların zaaflarını ve boşluklarını çok iyi bilirdi. Dolayısıyla, mübarek ve objektif bir emrini ortaya koyarken, çoğu zaman bunu, ta’dil edilmesini çok önemli gördüğü bir insanın şahsında yapardı. Meselâ; gecesinin tamamını uykuda geçiren birine seherî olmayı tavsiye eder, seherlerde bâd-ı tecellî estiğini hatırlatır ve böylece onun şahsında herkesi seherî olmaya çağırırdı. Fakat, bunu bilhassa öyle bir sahabîye söylerdi ki, o şahıs, bir yanlışının düzeltilmesine matuf söylenmiş olsa bile, Kainâtın Medar-ı İftiharı’ndan hem de bizzat kendisine hitaben duyduğu bu nasihatı çok büyük bir iltifat kabul ederdi. “Alemlerin Efendisi bana teveccüh buyurdu, iltifatta bulundu ve şu mevzuda nasihat etti.” der; Peygamberler Sultanı’nın hitabına mazhar olma mülâhazasının şokuyla o meseleyi kabullenir, içine sindirir, –moda tabirle– içselleştirir (özümser) ve duyduğu sözü kelimesi kelimesine hıfzederdi.

Aslında, hadis-i şeriflerin öğrenilip ezberlenmesi mevzuunda söz konusu olan “şok tesiri mülâhazası” hemen her devirde herkes için geçerlidir. Siz de, veli gördüğünüz, Allah’a yakın bildiğiniz ve kendisine keramet atfettiğiniz bir zattan duyduğunuz “Şöyle yürüyün, böyle oturup kalkın, şu şekilde hareket edin…” türünden sözleri –hele bir de doğrudan size söylenmişse– kelimelerin yerlerini bile değiştirmeden hıfzedersiniz ve hayat boyu unutmazsınız.

60