İçeriğe geç

Zira, Levh-i Mahfuz-u Hakikat’te olan o şeyler daha sonra irade, meşîet ve kudret tezgahlarından geçerken, tekvinî emirler mevzuunda çok değişiklikler olmaktadır. Evet, Allah Teâlâ, gerek tekvinî emirlerde, gerek teşriî disiplinlerde, “hikmet-i bâliğa”sı gereğince dilediği şeyleri silmekte, değiştirmekte, farklı kalıplara ifrağ etmektedir; hem sistemler arasında hem de arz üzerinde bir kısım tebdil ve tağyirlerde bulunmakta ve o kuvvet-i kâhiresiyle bütün kâinatları, umum yeryüzünü cemâlî ve celâlî tecellîleriyle Levh-i Mahv u İsbat’ın mecâlîsi olarak müşahitlerin müşâhedesine arz etmektedir.

“Allah dilediğini mahv u isbat eder.” mealindeki ilâhî beyanda muzari sîgasının (geniş zaman kipinin) kullanılmış olması süreklilik ifade etmektedir. Evet, mahv u isbat, Cenâb-ı Hakk’ın her zamanki âdet-i sübhaniyesidir. Öyle ki, varlık ve hâdiseler haricî vücutla tanıştığı andan itibaren sürekli bir mahv ve isbat devr-i dâimi içinde olmuşlardır: Varoluşları ölümler, bir bir gelmeleri peşi peşine gitmeler ve rengârenk tüllenmeleri sararıp solmalar takip etmiş; kanunlar ve kurallar izafî gerçeklikleriyle devam edip dursalar da, zamanın arkasındaki hakikat de diyeceğimiz “mahv u isbat” hiç mi hiç durmamıştır.

303