Cenâb-ı Hak dilerse, bizim içinde yaşadığımız bu faslı da kapatır ve farklı bir vetire başlatır. Nitekim Kur’ân-ı Kerim, “Gün gelir, yer bambaşka bir keyfiyete, gökler de şimdikinden farklı bir mahiyete çevrilir. Bütün insanlar kabirlerinden kalkıp tek hâkim olan Allah’ın huzuruna çıkarlar.”13 buyurmaktadır. Evet, bir gün yer ve gök öyle bir tebeddül ve tagayyüre uğrayacaktır ki, ne yer, ne gök, ne atom, ne elektron, ne de nötron kalacaktır; bunların yerlerini berzah, mahşer, Cennet, Cehennem ve öteki âlemlere has unsurlar alacaktır. Böylece, “Allah dilediğini mahv u isbat eder.” hakikati bir kere daha zuhur edecektir.
Mevlâ-yı Müteâl, tekvinî emirlerdeki bu türlü tasarruflarının yanı sıra, mahv u isbat âdet-i sübhaniyesiyle, teşriî ahkâmında da, dünkü bazı hükümleri kaldırmış, onların yerine yenilerini ikâme buyurmuştur: Bir dönemde suhuf-u Âdem ile, sonra da Hazreti Nuh’a indirdiği sayfalarla mesajlarını âleme duyurmuştur. Bir müddet de murad-ı sübhânîsini Hazreti İbrahim’e gönderdiği vahiyle dillendirdikten sonra, onu yeni ilâvelerle değiştirmiş, bir kitap hâline getirmiş ve Hazreti Musa’ya sunmuştur. Akabinde onda da Zebur’la ayrı bir derinlik ortaya koymuş ve Hazreti Davud’un sesiyle makasıdını bir kere daha cihana ilân etmiştir. İncil’le, büyük ölçüde Tevrat’takinden ayrı, tamamen ledünnî bir farklılığı seslendirmiş ve Hazreti Mesih’in lisanıyla o büyük değişikliğin mümessili Hazreti Ahmed’i müjdelemiştir. Mevsimi gelince, o güne kadar cereyan eden tebeddül ve tagayyürleri sona erdireceği işaretini vererek, “Ben bugün sizin dininizi kemale erdirdim. Size olan nimetimi tamamladım. Sizin için din olarak da İslâm’dan hoşnut oldum.”14 beyan-ı sübhânîsiyle İnsanlığın İftihar Tablosu’nu (sallallâhu aleyhi ve sellem) ve ümmetini sevindirmiştir.
Dipnotlar
- 13 İbrahim sûresi, 14/48.
- 14 Mâide sûresi, 5/3.