İçeriğe geç

Mezkûr âyet-i kerimede seçilen kelimeler zatî anlamlarının yanında çok derin mânâları da ihtiva etmektedir. Meselâ; müşriklerin Allah’ın mesajını terk edişleri anlatılırken “ittihaz” kelimesinin kullanılması çok enfes ve pek yerindedir. Zira, “ittihaz”, öyle saymak, o şekilde kabul etmek, edinmek ve o gözle bakmak mânâlarına gelmektedir. İttihaz, zatında öyle olmayan bir şeyi öyleymiş gibi addetmektir. Demek ki, Kur’ân asla mehcur olmamıştır; fakat, müşrikler onu mehcur edinmişlerdir. Dahası, onların bu sahtekârlıkları ve hâdiseleri olduğundan farklı göstermeleri yeni de değildir. Daha önce de, –hâşâ– Allah’a eş-ortak koşmuşlar; –hâşâ– “Melekler Allah’ın kızlarıdır” iftirasını dile dolamışlar;13 –hâşâ– Hazreti İsa ve Hazreti Üzeyr için “Allah’ın oğludur.”14 demişlerdir. İttihaz onların âdeti olmuştur âdeta; ittihaz üstüne ittihaz sürekli yapageldikleri bir şeydir. Dolayısıyla, haddizatında Kur’ân mehcur olacak bir kitap değildir; o başlara taçtır, taçlarda sorguçtur. Fakat, gelin görün ki, bakırla cevheri birbirinden tefrik edemeyen nâdânlar, onu mehcur tutmuşlardır. İşte, Allah’ın Elçisi, onların bu inkârlarını ve nankörlüklerini Cenâb-ı Hakk’a şikâyet etmekte; “Yâ Rabbi, halkım bu Kur’ân’ı (mehcur ittihaz edip) terk ederek ondan uzaklaştılar!” demektedir.

44