İçeriğe geç

Arapçada “mehcur” kelimesi bırakılmış, metruk, uzakta kalmış, ayrı düşmüş, unutulmuş, gayr-i müstâmel, değersiz laf, saçma sapan söz ve hezeyan mânâlarına gelmektedir. Bu açıdan, Kur’ân’ın mehcur tutulması; onun dikkate değer görülmemesi, kabul edilmemesi, ardından gidilmemesi, terk edilmesi, arkaya atılması, –hâşâ– anlamsız ve saçma bir söz yerine konması ve alay konusu hâline getirilmesi demektir. İşte, zikredilen âyette, Allah’ın Elçisi (Resûl) bütün bu çirkinliklerden dolayı şikâyet ve sitemini seslendirmiştir.

Malûm olduğu üzere, Resûl; Allah’ın vahiyde bulunarak mesajını tebliğe memur ettiği ve kendisini kitap ve yeni bir şeriatla gönderdiği kimsedir. Nebi ise, kendisine ait müstakil bir şeriatı olmayıp, daha önce gönderilen bir peygamberin şeriatı ile hükmeden, insanlara onu açıklayan ve ona uymalarını emreden elçidir. Bir hadis-i şerifte, enbiyânın adedinin yüz yirmi dört bin,4 başka bir rivayette ise iki yüz yirmi dört bin5 olduğu belirtilmiş ve bunların içinden üç yüz on beşinin risaletle vazifelendirildikleri6 ifade edilmiştir. Demek ki, bizim bildiğimiz ya da bilemediğimiz daha pek çok resûle sayfalar ya da kitaplar verilmiştir. Kur’ân-ı Kerim, bunlardan sadece bazı peygamberleri ve onlara gönderilen kitapları özel adlarıyla zikretmiştir. Kaynaklara göre; Hazreti Âdem, Hazreti Şit, Hazreti İdris, Hazreti İbrahim ve Hazreti Musa (aleyhimüsselâm) kendisine Suhuf gönderilen peygamberler arasındadırlar. Yine Hazreti Musa, Hazreti Davud, Hazreti İsa ve Hazreti Seyyidü’l-Mürselîn (alâ resûlina ve aleyhimüssalavâtü vetteslîmât) Efendilerimiz de kendilerine kitap verilen resûllerdir.

42