İçeriğe geç

Diğer taraftan, İslâm uleması, dinî delilleri iki ana başlık altında mütalâa etmişlerdir: Birincisi; Kur’ân, Rehber-i Ekmel’in söz, fiil ve takrirlerini ihtiva eden Sünnet, İcmâ (İslâm fıkhına ait fer’î bir hükümde, muasır bütün müctehidlerin ittifak etmeleri) ve Kıyas (aralarındaki illet benzerliğinden dolayı, iki şeyden birinin hükmünün mislini diğerine de uygulama) olmak üzere “aslî deliller”dir. İkincisi ise, genel olarak Maslahat, Örf, İstihsan, İstishab, Şer’u men kablena ve sahabi kavli gibi şubelere ayrılan “fer’î deliller”dir.

Bütün bu delilleri hesaba katmadan Kur’ân’ı kendi enginliğiyle kavrayamazsınız. Kur’ân-ı Kerim’in doğru anlaşılması için, onu sünnet-i seniyyenin rehberliğinde okumak gerektiği gibi, âyetlerin tespitinden onların hakikî mânâlarının tayinine kadar pek çok meselede o ilk safı teşkil eden ve ilâhî takdire mazhar olan ashab-ı kiramın mütabakatlarına ve onların tefsirlerine vâkıf olmak da lâzımdır. Kalbleri tir tir titreyerek, Allah’ın kelâmından O’nun muradını anlamaya çalışan Sahabe efendilerimizin, üzerinde icma ettikleri meseleleri ve kıyas neticesinde ortaya koydukları hükümleri iyi bilmek icap etmektedir.

Ashab-ı güzînden sonra da ilk asırlardaki selef-i salihîn efendilerimiz, zamanın değişmesiyle ortaya çıkan hayatla alâkalı boşlukları çeşitli istinbatlarla doldurmuşlardır. Duygu safveti ve ihtiyaç tezkeresiyle İlâhi Kelâm’a mürâcaat eden bu rabbânîler, icmâ ve kıyas sayesinde, dinin kendi gücünü bir kere daha ifade etmesine zemin hazırlamışlardır. Zamanı, konjonktürü ve değişen şartları gözeterek, içtihada ve istinbata açık yanlarıyla İslâm’ı içinde yaşadıkları asrın idrakine göre daha bir gür sedayla seslendirmişlerdir. Bu açıdan da, biz Asr-ı Saadet’ten bugüne dek selef-i salihînin üzerinde hassasiyetle durduğu, yaşadığı, koruduğu, salıkladığı ve sonraki nesillere emanet bıraktığı Müslümanlıkla Müslümanız elhamdülillâh.

Kur’ân’ın Hakikî Tercümesi Kâbil Değildir!

51