İçeriğe geç

İşte, tesettür mevzuu da, daha Asr-ı Saadette vuzuha kavuşturulmuş, Resûl-i Ekrem’in rehberliğinde Ezvâc-ı Tahirât ve hanım sahabîlerce tatbik edilmiştir. O dönemdeki dinin özüne bağlı uygulama nesilden nesile geçerek asırlarca devam etmiştir/etmektedir. Bundan bin küsur sene evvel yazılan bir tefsire bakılsa, “Devr-i Risalet Penahi’de meselenin şekli şöyleydi!” denildiği görülecektir. Yüz yıllar boyunca ortaya konan eserler, bu meselenin esasları üzerinde de durmak suretiyle ilk günden bu yana devam edegelen uygulamanın hiç inkıtaya uğramadığına delil teşkil etmektedir. Bazı dönemlerde, bir kısım bölgelerde meselenin nüansları göze çarpmaktadır; başörtüsünün nasıl olması gerektiği, omuzların nasıl örtüleceği, yüzün açık olup olmayacağı… gibi mevzularda farklılıklar görülmüştür. Köy ya da kent hayatı açısından başörtüsünün şekliyle uğraşanlar olmuştur: Tarlada daha rahat çalışma, sıkılmama, güneşten korunma… gibi hususlar göz önünde bulundurularak bazen farklı örtüler kullanılmıştır. Fakat, başın kapanmasının gerekliliği mevzuunda dünden bugüne hiçbir farklı mütalâa ortaya konulmamıştır; müfessirler, muhaddisler ve fakihler arasında tesettürün esasıyla alâkalı farklı ve aykırı görüş belirten olmamıştır.

Fantastik ve Garazkâr Muhalefetin

Bir Değeri Yoktur

Günümüzde –belki de bir kısım kimselere şirin görünmek ve fantastik düşüncelerle kendilerini ifade etmek için– başörtüsünün Kur’ân’ın emri olmadığını iddia eden ilâhiyatçılar da vardır. Fakat, bu mevzuda Kur’ân’ın beyanı o kadar açıktır ki, tarih boyunca hiçbir müfessir farklı mülâhazada bulunmamıştır. Binaenaleyh, Peygamber Efendimiz ve sahabe-i kiram başta olmak üzere, Din’i bugünlere kadar taşıyan ve meselenin mütehassısı olan on binlerce müfessir, muhaddis ve fakihin ittifakıyla, on dört asırlık İslâm tarihinde bütün Müslüman nesillerce uygulana gelmiş bir hükme, günümüz ilâhiyatçılarından birkaçının, bazı garazlara bağlı muhalefeti hiçbir değer ifade etmez.

250