İçeriğe geç

Mevzu ile alâkalı olarak çok önemli bir ikazda bulunmak istiyorum: İslâm’da namaz, başörtüsünden çok daha mühim olduğu hâlde, şimdiye kadar Türkiye’de hiçbir namaz kılan kılmayana baskıda bulunmadı. Ramazan’da doğruluğu şüpheli birkaç haber çıktıysa da, kimseye oruç baskısı yapılmadı. Hacca gidenler gitmeyenleri “Siz neden gitmiyorsunuz?” diye sorgulamadı. Her Kurban Bayramı öncesi onca menfî yayınla Kurban aleyhinde olunmasına rağmen, hiçbir Müslüman, kurban kesmeyenlere “Neden siz de kesmiyorsunuz?” diye saldırmadı. Bırakın bunları, hiçbir samimî dindar, içki içen, kumar oynayan ve her türlü günahı irtikap edenlere de, nasihatta bulunmak dışında bir şey demedi. Kızlarımızın başını örterek okuyabildiği yıllarda, şimdilerde dile dolanan “başörtüsü baskısı” türünden hiçbir hâdise olmadı. Bundan sonra olacağına da, başlarını örtmeyen kızlarımız dahi ihtimal vermiyorlar.

Gerçek bu iken, dahası asıl mağduriyete daha çok dindarlar maruz kalıyorken, inancının gereğini yapmak isteyenlere uygulanan bir baskı senelerdir devam etmekteyken ve hâl-i hazırda da varken, “Başörtüsü serbest bırakıldığında başını örtmeyenlere baskı olur!” demek, aslında bir kısım garazları ve yapılabilecek bazı provokasyonları akla getirmektedir. Binaenaleyh, eğer başörtüsü kanunu Meclis’ten geçerse –ki, bu kanunu kabul edip etmemek Meclis’in, onu tasdik edip etmemek de Cumhurbaşkanı’nın selâhiyeti içindedir– ve kızlarımız üniversitelerde başörtülü okuma imkânına kavuşursa, önceki dönemlerde şahit olduğumuz üzere, ciddî provokasyonlar sahnelenebilir. Belli yerlerde kendilerine çarşaf giydirilmiş bazı vazifeli erkekler ve tesettüre sokulmuş bazı vazifeli bayanlar, başlarını örtmeyen kızlarımıza rahatsızlık verebilirler; sözlü, hatta fiilî tacizlerde bulunabilirler. Bu konuda fevkalâde endişeliyim ve hususiyle rical-i devlet arasında bu husustan mesul bununanların çok dikkatli olması gerektiğine inanıyorum.

262