Aslında, toplumumuz bu mevzuda gerçekten çok olgun. Ne çarşafsızı çarşaflıya ilişti, ne de kapalısı açığa. Medyaya aksedenler ise, tamamen bir provokasyonun ayak sesleridir. Bu güne değin hiç örneği görülmediği hâlde, tam da başörtüsü tartışmalarının alevlendiği şu günlerde, şehrin ortasında ve dindarların gözlerinin içine baka baka çarşaf yakmanın başka bir açıklaması olabilir mi? Çarşaf, bizim toplumumuzda bir dönemde kadınların çokça kullandığı, en azından köyde kentte giydiği, geleneksel ve milli kıyafet gibi gördüğü bir örtüdür. Çarşaf, çoğu bölgelerimizde dinî hayatın bir unsuru olmaktan ziyade geleneksel bir kıyafet olarak kabul edilmekte ve hâlâ çokça giyilmektedir. Millete bu kadar mâl olmuş bir örtüye karşı böyle bir saldırı yapıldığından dolayı, yerinde rahat duran insanlarda bile –çarşaf giymese de– tepki duygusu uyanır; onlar da “Yahu, bu bize aitti” derler, çarşafa ilk uzanan işgal güçlerinin kirli ellerini hatırlarlar. Bir devirde senin nenen de, nenenin nenesi de çarşaf giyiyordu. Manto yoktu; bir dönemden sonra manto yaygınlaştı, ona da kimse itiraz etmedi. Bu itibarla, aklı başında insanlar bu türlü tahriklere ön ayak olmazlar. Demek ki, çarşaf yakma gibi protestolar, aslında toplumun değişik kesimlerini karşı karşıya getirmek için düzenlenen provokasyonlardır. Huzur bozucular milleti birbirine düşürmek için yarın bir yerde başörtüsü de yakabilirler; hatta belki başı örtülü olanı yakmayı düşünenler de çıkabilir.
Ne ki, bazıları eski hasımlar gibi aynı kötülükleri yapmaya kalkışsalar da, samimî mü’minler, o Hazret’in işgal güçlerine karşı kahramanca tavrını kıstas kabul ederek, kat’iyen kendi vatandaşlarına karşı Sütçü İmam’lığa yeltenmemelidirler. Hatta, onların ortaya koydukları çirkin tavır, davranış ve hezeyana varan saldırganlığa aynıyla mukabele etmemeli; mukabele-i bilmisil kaide-i zalimanesine girmemelidirler.