Hadisin metninde يَنَابِيعُ الْحِكْمَةِ şeklinde cemi’ (çoğul) olarak geçen يَنْبُوعٌ kelimesi, kaynak, menba ve pınar demektir. Hikmet ise, ilim sahibi olma, felsefeyi bilme, kâinat kitabını iyi okuma ve dinin özündeki maslahata vakıf bulunma mânâlarına gelmektedir. Hikmet, faydalı ilim ve salih amel beraberliği şeklinde de anlaşılabilir. Bir mânâda hikmet, varlık ve hâdiseleri bir kitap gibi okumak; fizik ve metafizik dünyalardaki sırlı münasebetleri mütalâa etmek; sonra da, her şeyin sahibi Yüce Yaratıcı’nın huzurunda olma şuuruyla O’na kullukta bulunmaktır. Hikmet bir mânâda da, Kur’ân’ın inceliklerini anlama, onun şerh ettiği kâinat kitabının sırlarını çözme melekesidir. Kur’ân, “Allah hikmeti dilediğine verir; kime de hikmet verilirse, ona bol bol hayır verilmiş demektir.”7 âyetiyle bu hususa işaret eder.
Bütün bu mânâları ihtiva eden hikmetin hayırhahlığa bakan ayrı bir yanı daha vardır. Cenâb-ı Hak, “İnsanlarıRabbin yoluna hikmet ve mev’ize-i hasene ile davet et!..”8 buyurarak işte bu anlamdaki hikmeti hatırlatır.
Dolayısıyla, gönlünden diline hikmet pınarları akmaya başlayan bir insan, o güne kadar kimsenin dikkatini çekmeyen incelikleri görür, başkalarının sezemediği hakikatleri dile getirir ve kimsenin söylemediği sözleri söyler.
Dipnotlar
- 7 Bakara sûresi, 2/269.
- 8 Nahl sûresi, 16/125.