İçeriğe geç

Demek ki, cemaatin arasında sabah namazı için saf tutmak, âdeta bir pistten ya da bir rampadan yükselerek, kalbin ve ruhun derece-i hayatına sıçramak için harekete geçmek gibidir. بِقَدْرِ الْكَدِّ تُكْتَسَبُ الْمَعَالِي“Meşakkat ölçüsünde mükâfat elde edilir.”6 hakikatinin de ifade ettiği gibi, maddî-mânevî her türlü muvaffakiyet ve zafer, bazı mahrumiyetlerin peşinden elde edilir. Bu bir âdet-i ilâhiyedir ki, insan, öteler hesabına ne kadar sıkıntıya katlanıyorsa, Allah da ona o kadar terakkî ihsan eder. Bu açıdan da, hadis-i şerifte, –hususiyle de– nefse çok zor gelen sabah namazını cemaatle kılmak, insan gönlünde hikmet pınarının coşması için önemli bir vesile olarak gösterilmiştir. Bu arada, nefse zor geldiği hâlde, sabah namazında bile cemaati ihmal etmeyen bir insanın, sair namazlarını da mutlaka cemaatle beraber kılma gayreti içinde bulunacağı da muhakkaktır.

Erbaîn ya da Çile

Diğer taraftan, Allah Resûlü (aleyhi ekmelüttehâyâ) kulun gönlündeki hikmet menbaının taşması için Allah rızasını tahsil gayesiyle ve cemaatle kılınması istenen sabah namazına en az “kırk gün” devam etmek gerektiğini belirtmiştir. “Kırk” mânâsına gelen “erbaîn”, aslında tam kırk gün demek değildir; bu sürenin bazen gün, bazen hafta, bazen ay ve bazen de sene itibarıyla belirlenmesi söz konusudur. Dolayısıyla, hadis-i şerifte “erbaîn” kaydının bulunması da kesretten kinayedir; yani, asgarîsi kırk gün olan bir zaman dilimi ima edilmektedir.

343