İçeriğe geç

Yola çıkarken aynı ölçüde halis bir niyete muvaffak olamayıp Allah rızası değil de makam, mansıp, mal, mülk gibi dünyevî menfaatler elde etme gâyesi güdenler için de fırsat bütün bütün kaçmış değildir. Onlar da, hicret gibi amellerde başlangıç itibarıyla niyet şart olmadığından dolayı tashih-i niyetle hicret sevabını elde edebilirler. Evet bir tesis-i niyet vardır; bir de tashih-i niyet; birincisi, daha işin başında, olması lazım geldiği şekliyle niyet edip Allah’ın rızasını gözetme; ikincisi ise, başlangıçtaki gaye ve hedef ne olursa olsun, işin hakikatini öğrendikten sonra niyeti düzeltip masivâdan sıyrılarak rıza-yı ilâhîye yönelmedir. B azı amellerde tesis-i niyet şarttır ve o amelin mebdeinde niyet lazımdır. Meselâ, bir insan niyet etmeden namaza durup da kavmeden veya rukûdan sonra “Niyet ettim şu namazı kılmaya” dese, o namaz sahih olmaz. İstidradi olarak şunu da ifade etmeliyim ki, niyet kalbin amelidir. İnsan diliyle bir şey söylerken kalbinden başka bir şey geçiriyorsa, niyet, dilinin dediği değil, kalbinin meşgul olduğu şeye göre gerçekleşmiş olur. Dolayısıyla niyeti kalbinden yapan, niyetinde mutlaka isabet eder; fakat diliyle bir şeye niyet ettiğini söyleyen kimsenin kalbi başka bir şeyle meşgulse o insan niyetinde isabet edememiş olabilir. Evet, niyet namazın şartlarındandır; o şart yerine gelmeden namaza başlanmış olmaz; namaz gibi ibadetlerin daha başlangıcında niyet şarttır, bunları eda edebilmek için tesis-i niyet gerekir.

201