Bu açıdan, vatanından ne zaman ayrılmış olursa olsun, bir insan buraya okumak ve kariyer yapmak için gelmiş olsa veya bir iş kurma niyetiyle ya da başka bir vesileyle yolu buralara düşse de, fani şeyler için bu gurbete katlanmanın bir düşünce kayması olduğunu anlar ve “Ashab efendilerimiz, başkalarının kapısına ancak ve ancak i’lâ-yı din için gitmişlerdi. Ben her ne kadar başka niyetlerle gelmiş olsam da, tashih-i niyet ediyor ve söz veriyorum; artık, buralarda elde ettiğim birikimimle ülkeme döneceğim ya da bir mum yakmak için bir başka beldenin yolunu tutacağım âna kadar, ben burada aynı zamanda dinî ve millî değerlerimizin temsilciliğini de yapacağım.” derse –inşâallah– hicret ufkunu yakalama yoluna girmiş olacaktır.
Soru: Peygamber Efendimiz’in hicreti aynı ülke içindeki bir şehirden diğerine, Mekke’den Medine’ye göç şeklinde gerçekleşmişti. Günümüzde de aynı ülkenin bir ilinden diğerine, meselâ Konya’dan İzmir’e giden bir insanın göçü hicret sayılır mı?