İçeriğe geç

İşte, böyle bir ayrılığın hâsıl ettiği daüssıla duygusuyla geri dönme telaşına düşmeme, hicret beldesini terk etmeme ve vazifeyi yarıda bırakıp oradan ayrılmama gibi maslahatlar adına sahabe efendilerimiz “hicret beldesinde ölme, orayı asla terk etmeme” mevzuuna çok ehemmiyet veriyorlardı. Dolayısıyla, o dönemde, tâli’siz bir şairden başka hiç kimse Medine’yi bırakmamış, Mekke’ye dönmemişti. Dönmek bir yana, onlar hicret mahalleri dışında bir yerde vefat etmekten bile korkmuş, başka yerde ölmeyi hicreti eksik bırakmak olarak anlamışlardı.

Buhârî ve Müslim gibi güvenilir kaynaklarda geçen bir hadis-i şerifte anlatıldığına göre, Sa’d İbn Ebî Vakkâs (radıyallâhu anh) Vedâ Haccı senesinde Mekke’de şiddetli bir hastalığa yakalanmıştı. Orada vefat etmekten çok korkmuş ve kendisini ziyarete gelen Peygamber Efendimiz’e şöyle demişti: “Yâ Resûlallah! Arkadaşlarım gidecek de ben kalacak mıyım; yoksa ben burada mı öleceğim?” Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) de ona, “Hayır, sen burada kalmayacaksın. Allah’tan öyle umuyorum ki, daha nice yıllar yaşayarak Allah rızası için güzel işler yapacak ve yükseleceksin; kimi insanlar (mü’minler) senden fayda, kimileri de (kâfirler) zarar görecekler.” demiş, “Allahım! Ashâbımın hicretini tamamla! Onları geri döndürüp hicretlerini yarım bırakma!” diye dua etmiş ve Sa’d İbn Havle’nin Mekke’de ölmesine üzüldüğünü de ifade buyuran Efendimiz sözlerini şöyle bitirmişti, “Acınacak durumda olan Sa’d İbn Havle’dir, yazık onun haline!”2

195