İçeriğe geç

İşte, hicret de böyledir. Bir insan hayatı boyunca ne zaman Allah’ın rızasını ve Resûlü’nün şefaatini gözeterek i’lâ-yı din uğrunda göç ederse etsin, o muhacir olarak değerlendirileceği gibi, başlangıçta hicret niyeti taşımasa da sonradan niyetini tashih eden kimseler de –inşaallah– muhacirler safında sayılacaklardır. Meselâ, bir insan, bir iş için buraya gelmiş olsa, Amerika’da bir mağazalar zinciri kurmak veya bir sanayi tesisi açmak ya da bir gazete çıkarmak için burada bulunsa; fakat, bir müddet sonra, “İşin doğrusu, bunca meşakkat, bunca sıkıntı sadece bu dünya için çekilmez; ben karışık bir niyetle geldim ama niyetimi yeniliyor ve düzeltiyorum. Allah’ın izin ve inayetiyle burada kaldığım sürece kendi kültürüm adına iyi bir temsilci olmaya çalışacağım. Çevremdeki arkadaşlarla temasa geçecek ve kendi mânevî değerlerimizin bir mümessili olarak onlarla el ele vereceğim.” dese, bu şekilde niyetini yenilese –inşaallah– o da muhacirînden olur. Zannediyorum, hicret emredilmeden evvel Medine’ye gönderilen insanlar da bu kategoride mütalaa edilebilir. Meselâ, Mus’ab bin Umeyr (radıyallâhu anh) Medine’ye giderken tamamen irşad niyetiyle yola çıkmıştır, çünkü o gün henüz hicret emredilmemiştir.

203