Rahmeten li’l-âlemîn olan Efendimiz bile, o rahmette daha ileri yerlere adımını atabilmesi, kadem-i sıdka erebilmesi için, yine ilâhî rahmetten beklentiler içindedir. Öyleyse; biz O’nun dediği şeylerin yüz kat daha fazlasını demeli, küfürden çok korkmalı ve Cenâb-ı Allah’a sığınmalıyız.
Küfrün sebepleri çok sinsi olduğundan, ibadetiyle göklerde uçan bir insan dahi küfre düşebilir. Öyle biri dahi çok endişe duymalı; inişlerde çıkışlarda, yaya yürüyüşlerde hep Cenâb-ı Hak’tan sıyanet aramalı. İşte o tür duaların mânâsı da böyle anlaşılmalı.
Hayy ve Kayyum, Âyetü’l-Kürsî’de lâfz-ı celâlden sonra zikredilen iki mübarek isimdir. Onun varlığı halk etmesi yönüyle değil de, bizim açımızdan, hayata mazhar olanlar ve onun kayyûmiyetiyle hayatlarını sürdürenler açısından önemli iki isimdir. Onun için bu iki isim, bazılarınca İsm-i A’zam olarak zikredilmiş; dualarda فَرْدٌ حَيٌّ قَيُّومٌ حَكَمٌ عَدْلٌ قُدُّوسٌ sırasıyla söylenmiştir.
بِرَحْمَتِكَ أَسْتَغِيثُ , “Senin rahmetine sığınıyor, Sana dehalet ediyorum.” demektir. Baştaki “ب – be” harfini ister istiğâse (yardım dileme), ister istiâne (yardım isteme), isterseniz de musâhabe (yakınlık ve söyleşme) mânâsına hamledin; bu, “Beni rahmetinin arkadaşlığından uzak etme, yardımından mahrum bırakma, rahmetinle gelecek yardımdan nasipsiz kılma. Sana sığınıyor, Senin merhametini diliyorum. Ve aynı zamanda bir maiyyet istiyorum.” anlamına gelir.
أَصْلِحْ لِي شَأْنِي كُلَّهُ“Her hâlimi ıslah buyur, düzelt.” demektir. Bu sözde bir tevazu; bir mahviyet; meseleyi bir çökmüşlüğe, çatlamışlığa, bir kırılmışlığa hamletme ve buna inanma vardır.
Dipnotlar
- 10 en-Nesâî, es-Sünenü’l-kübrâ 6/147; el-Bezzâr, el-Müsned 2/282.