Bununla beraber Allah (celle celâluhu) bizi öyle bir darlığa hapsetmemiş. Çünkü bilinmeyi murad buyurduğu için bildirilmesini de, bildirilmesine esas teşkil edecek malzemeyi de bize vermiş. Aksi takdirde nasıl Allah’ı anlatacaktık başkalarına? وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّوَالْإِنْسَ إِلَّا لِيَعْبُدُونِ“Ben cinleri ve insanları başka değil, ancak Beni bilsinler ve Bana ibadet etsinler diye yarattım.”17 emrini nasıl yerine getirecektik? حَبِّبُوا اللّٰهَ إِلَى عِبَادِه۪ يُحْبِبْكُمُ اللّٰهُ“Allah’ı kullarına sevdirin ki O da sizi sevsin.”18 hakikatini nasıl gerçekleştirecektik?
“Cenâb-ı Hak elden, ayaktan, gözden münezzehtir.” denildiğinde bu defa başkaları da; “Allah her şeyden münezzehtir, diyorsunuz; ama bunu söylerken sanki bir yokluktan bahsediyorsunuz.” diye itiraz ediyorlar.
Evet, Zât-ı Ulûhiyet’in nâmütenâhî bir gözü ve görmesi, kulağı ve duyması, ağzı ve konuşması, ayağı ve yürümesi vardır. Nitekim kutsî bir hadis-i şerifte كُنْتُ سَمْعَهُ الَّذِي يَسْمَعُ بِه۪ وَبَصَرَهُ الَّذِي يُبْصِرُ بِه۪ وَيَدَهُ الَّتِي يَبْطِشُ بِهَا وَرِجْلَهُ الَّتِي يَمْشِي بِهَا“Ben veli kulumun duyan kulağı, gören gözü, tutan eli, yürüyen ayağı olurum.”19 deniliyor. Ama bütün bunlar bizim idrak sınırlarımızın üstündedir.
Hâsılı sırat-ı müstakîmi bulmak lazım; o da وَلِلّٰهِ الْمَثَلُ الْأَعْلٰى20 fehvâsınca Zât-ı Ulûhiyet’e ait meseleleri temsille anlatma yoludur.
Dipnotlar
- 17 Zâriyât sûresi, 51/56.
- 18 et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-kebîr 8/90, 91; İbn Asâkir, Târîhu Dimaşk 24/72.
- 19 Buhârî, rikak 38; Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 6/256.
- 20 Nahl sûresi, 16/60.