Cevap: Hucurât Sûresi 14. âyette, bedevî Araplara hitaben Allah Resûlü’nün (sallallâhu aleyhi ve sellem) bir beyanı nazara verilir. “İnsanlığın İftihar Tablosu”, “İman ettik” diyen bedevîlere âyetin diliyle der ki; “Siz iman etmediniz, lâkin siz ‘İslâm olduk, inkıyat ettik.’ deyin.”13 Bu âyetin hemen her âyet gibi bize de bakan yönleri vardır. Ama ona geçmeden önce bedevîlere yani çöllerde yaşayan insanlara bu hitabın neden yapıldığını bir iki cümle ile izah edelim: Kanaatime göre bu âyetin nazil olduğu ve Efendimiz ile mezkur muhaverenin geçtiği dönemde bedevîler daha dün denilebilecek kadar kısa bir zaman dilimi öncesi Müslüman olmuş ve iman adına hiçbir şeyi derinlemesine duymamışlardı. Bundan daha önemlisi onlar iman etmişlerdi fakat onu çeşitli nedenlerle içlerine sindirememişlerdi. İşte bu seviyede imana sahip olan kişilerin iman ettik sözlerini Allah Resûlü tashih etme lüzumunu duyuyor; duyuyor çünkü söz kalbe tercüman olmuyor. Bu seviyedeki bir insanın أٰمَنَّا demesi yalan söylemeye eşittir Kur’ân’a ve Allah Resûlü’ne göre. Onun için tashih ediyor, “أٰمَنَّا değil أَسْلَمْنَا deyin” diyor. Yani “İslâm olduk, inkiyat ettik.” Çünkü gerçek iman kalbde hissedilen, sahibini iz’ana ulaştıran imandır. O, insanın aksine ihtimal vermeyecek şekilde bir hakikate inanması, kabullenmesidir. Hatta daha da ileri giderek onu tabiatının bir yanı, bir buudu hâline getirmesi, sürekli salihatla beslemesi demektir. Farklı bir zaviyeden iman, islâm ve ihsan birbirini tamamlayan üç unsurdur. Gerçi usûlde öyle bir yaklaşım yok; ama iman bir mü’min için zaruriyattan (mutlaka olması gereken, olmazsa olmaz şartlardan) ise şayet, amel-i sâlih hâciyat (zaruriyata göre daha geri planda kalan ama olmasına ihtiyaç duyulan şartlar), ihsan da tekmiliyattandır (zaruriyat ve haciyattan sonra gelen tamamlayıcı, kemale erdirici hususlar). Onun için bence üçünün iman mefhumu çerçevesinde ele alınması gerekir.
Dipnotlar
- 13 Hucurât sûresi, 49/14.