Ayrıca, hastaneye gidip gelirken, insanların gizli bir şirkle yüz yüze olduklarını gördüm. “Şu doktor hayatımı kurtardı.” sözünden tutun da, “Şu ilacı almazsanız iki sene bile yaşayamazsınız.” ya da “Ameliyat sizi on sene daha yaşatır.” türünden nereye gittiği bilinmeyen, hangi dinî esasa dokunduğu sezilmeyen pek çok yanlış ifade duydum. Çok üzüldüm. Sanki hayatı veren ilaçlarmış gibi bütün fiillerin onlara nisbet edildiğini ve Cenâb-ı Hakk’ın hiç zikredilmediğini müşâhede ettim. Ve sanki, Müessir-i Hakikî, alınan bir ilaçtan dolayı şifa vermeye –hâşâ– mecburmuş gibi “Şu ilacı alın, hiçbir şeyiniz kalmaz.” şeklindeki ifadelere muhatap oldum. Bu üslûp karşısında ruhum çok sıkıldı. Evet, “Bu sözler mecaz” diyebilirsiniz; ama bunu derken “Hakikî Fâil”i de unutmamanız, kalb ve düşüncelerinizde en geniş yeri O’na ayırmanız gerekmez mi?
Bir süre tedavimle ilgilenen bir doktor arkadaşımız buradan giderken, “Hocam, Allah sizden razı olsun. Bana ‘sebepler planında’ demeyi öğrettiniz.” demişti. Evet, Allah (celle celâluhu), ilacı bir sebep olarak yaratmıştır. Bir ilaç, belli bir rahatsızlığa sebepler planında iyi gelebilir. Ama hem o ilacı alanın, hem de onu tavsiye eden doktorun her lâhza aklında bulundurması gereken husus “Yegâne Şâfî Allah’tır.” hakikati ve “o ilacın sadece bir vesile olduğu” gerçeğidir.
Alvar İmamı, sürekli “Allah bizi insan eyleye!” derdi. Bazılarının aklına gelebilir ki, zaten insanız. Evet öyledir, fakat potansiyel insan olmak başka, hakikî insan olmak başkadır.
Hüve