Sevgi ile alâkalı bir örnek daha arz edelim isterseniz: Kur’ân-ı Kerim’de إِنْ كُنْتُمْ تُحِبُّونَاللّٰهَ فَاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُمُ اللّٰهُ“Eğer Allah’ı seviyorsanız bana ittiba edin ki Allah da sizi sevsin.”21 buyruluyor. Buradaki Allah sevgisini nasıl anlayacağız? Selef bu mevzuda; “Detaya inmeyelim, çünkü mezelle-i akdamdır (ayakların kayma noktasıdır), inhiraflar, sapmalar yaşayabiliriz.” demiş. Ama bazıları da tam aksine farklı bir zaviyeden bu Allah sevgisini, kısmen âşık-maşuk münasebetini andıracak şekilde ele almış, yazı ve şiirlerinde. Meselâ, Rabiatü’l-Adeviye
“Senin Cenâb-ı Hakk’a olan sevgin iddia ettiğin gibi doğru olsaydı O’na itaat ederdin. Zira seven kimse, sevdiğine itaat eder.”22 diyor. Efendimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) “Habibullah” denmesini de bu zaviyeden değerlendirebilirsiniz. Zira eğer sadece Efendimiz’in Allah’a olan sevgisinden bahsedilseydi –ki bazıları “İnsan, Allah’ı sevemez; O’na itaat eder.” derler, bu, Allah’ı bilmeyenlerin kabaca laflarından ibarettir– O’na “Habibullah” denmezdi de “Muhibbullah” denirdi. Oysaki “Habibullah” siga açısından hem fail hem de mef’ul mânâsı verir. Bu durumda “Habibullah” “Allah’ı seven ve Allah tarafından sevilen” mânâsına gelir.
İşin özeti, Zât-ı Ulûhiyet’te her şey kendi münezzehiyet ve mukaddesiyetine uygun şekilde tecellî eder. Dolayısıyla Allah’a raci olan her şey nâmütenâhî ve nâkâbil-i idraktir vesselâm.
Dipnotlar
- 21 Âl-i İmrân sûresi, 3/31.
- 22 İbn Asâkir, Târîhu Dimaşk 69/118; Aliyyülkârî, Mirkâtü’l-mefâtîh 9/214.