Hâsılı, siz, bir taraftan, halkın size olan teveccühlerini savma ameliyesi gerçekleştirirken, diğer taraftan da o teveccühleri şöyle böyle semereli hâle getirmeye bakmalısınız. Evet, insanların size olan itimatlarını, hüsnüzanlarını ve tavsiyelerinize inanmalarını, siz de onların uhrevî hayatları adına değerlendirme yoluna gitmelisiniz. Meselâ ben bir ziraat mühendisi olsam, gözümün içine bakanlara ziraatçılıkta profesyonel olma yollarını anlatırdım. Veya iyi bir kimyager olsam, onlara kimyanın farklı yönlerinden istifade etme yollarını öğretirdim. İşte mesleğimiz itibarıyla insanları irşada sevk etmek de bu türden bir gayrettir. Teveccüh kredisi böyle değerlendirilmelidir. Bu yapılabildiği takdirde siz vebalden kurtulmuş olursunuz, onlar da hüsnüzanna bağlı içtihat hatalarının sevabını almış olurlar.
Fakat şunu da ifade edeyim ki, herkesten böyle bir tavrı beklemek, bilhassa günümüzde bir hayli zordur. Çünkü şöhret zehirli bir bal gibidir. Hatırlayacağınız üzere, Üstad Hazretleri bu meseleyi ifade sadedinde: “Şöhret, ayn-ı riyâdır ve kalbi öldüren zehirli bir baldır. İnsanı, insanlara abd ve köle yapar… O belâ ve musibete düşersen, إِنَّا لِلهِ وَإِنَّآ إِلَيْهِ رَاجِعُونَ3 de, o belâdan kurtul…”4 diyerek bize hem şöhret afetini, hem de ondan kurtulma yolunu gösterir. Bu açıdan bir hamlede, bir nefhada insanların müspet mânâda değişmesini, şöhret hissini ayaklarının altına alıp üzerinde zıplamalarını, raks etmelerini beklemek doğru değildir. Böyle bir beklentiye girerseniz sukût-u hayale uğrarsınız. Bu mevzuda istenen sonuç, ancak yavaş yavaş, tedricen ve insanları rehabilite ede ede elde edilebilir.
Dipnotlar
- 3 “Biz Allah’a âidiz ve vakti geldiğinde elbette O’na döneceğiz.” (Bakara sûresi, 2/156)
- 4 Bediüzzaman, Mesnevî-i Nuriye s.73 (Katrenin Zeyli).