Meselâ siz, bütün gönüllere girme, bütün ruhlarda bir yumuşama ameliyesi meydana getirme, insanları uzlaştırma, öldürücü ve korkunç silâhların boy gösterdiği bir dönemde insanlık çapında bir sulh vesilesi olma yolunda ceht ve gayrette bulunursunuz. Cenâb-ı Hak da sizi, böyle güzel bir işte muvaffak kılabilir. Bunun üzerine insanlar size teveccühte bulunur ve bu durumu “o yaptı”, “o etti” hatta günümüzdeki yanlış tabirle “o yarattı” diye ifade edebilirler. Bütün bu mülâhazalar karşısında insanın kendini izole etmesi, dışlaması ve bu takdirleri kabul etmemesi çok önemlidir. Çünkü bütün bu muvaffakiyetler, bizim nisbî, kisbî ve şart-ı âdi konumunda olan irademizi ortaya koymamız neticesinde Cenâb-ı Hakk’ın bizlere birer lütfudur. Belki bidayette ortaya koyduğumuz irademiz bile O’nun sevkiyledir.
Teveccühü Hizmete Tevcih Et!
Fakat bütün bunlara rağmen bazen teveccühü savmanız mümkün olmaz. İşte böyle durumlarda ehven-i şerreyn olarak veya hayr-ı kesîre karşılık hayr-ı kalîl olarak insan onu bir yönüyle hizmet istikametinde kullanmalıdır. Yani başkaları size teveccüh gösterdiğinde siz de, imkânı varsa, o teveccühleri hakiki mânâda teveccühe lâyık olana tevcih edersiniz. Bu sebeple elinizde bir fırçanız olsa ve siz onu her hareket ettirişinizde baş döndürücü bir poster meydana getirseniz yine de çok rahatlıkla şöyle diyebilmelisiniz: “Vallahi, billâhi, tallahi bunları Allah yaptırtıyor. Ben bu işi, böyle mükemmel bir şekilde ortaya koyabilecek kabiliyet, istidat ve ufukta bir insan değilim.” Meselâ, Hazreti Pîr-i Mugân’ın, kendisine teveccüh edip yanına gelmek isteyenlere; “Ne diye onca para verip masrafa gireceksiniz. Bir yerde oturup eserleri okumanız daha iyi olur.”2 mealinde sözler söyleyerek insanların nazarını kendinden başka bir tarafa çevirdiğini görüyoruz.
Dipnotlar
- 2 Bkz.: Bediüzzaman, Kastamonu Lâhikası s.20; Emirdağ Lâhikası-2 s.169, 173, 194.