İçeriğe geç

İnanan insanların, rıza-yı ilâhî istikametindeki sa’y u gayretlerine, vifak ve ittifaklarına, bir ve beraber hareket etmelerine bağlı olarak Cenâb-ı Hakk’ın bir kısım lütuf, inayet ve teveccühleri söz konusu olabilir. Meselâ böyle bir inayet ve teveccühün neticesi olarak, Anadolu insanı tarafından dünyanın dört bir yanında çok engince hizmetler ortaya konulduğunu söyleyebiliriz. Merhum Bülent Ecevit’in (makamı Cennet olsun) yapılan bu hizmetlerle alâkalı şöyle bir mülâhazası vardı: “Osmanlı Devleti, dünya muvazenesinde muvazene unsuru olan büyük bir devletti. Bütün devletlere sözünü geçirecek bir konumu vardı. Fakat o dönemde bile bu ölçüde bir açılım olmamıştı.” Şimdi insanlar, bir, böyle büyük bir açılıma, bir de bu açılımın arkasındaki insanlara, o işin fikir mimarlarına baktıklarında, işin arkasında görünenleri gözlerinde büyütüp onlara büyük bir teveccühte bulunabilirler. Hatta bazen bu teveccüh daha bir büyütülerek muzaaf veya mük’ab teveccüh hâline getirilebilir. İşte bu noktada bir insan “hazm-ı nefs” edememiş, meseleleri yerli yerine koyamamış, yapılan hizmetlerin arkasında, vifak, ittifak, anlaşma, uzlaşma, mantıkîlik gibi dinamiklere bahşedilen Cenâb-ı Hakk’ın lütuf ve inayetini görememişse, halkın gösterdiği iltifat ve teveccüh karşısında başı dönüp bakışı bulanabilir.

45