Yoksa el âlemin sizi alkışlamasının, göklere çıkarmasının ahiretiniz hesabına size hiçbir faydası yoktur. Evet, bunlar sizin için bir kazanım değildir; sadece nefsanî hislerinizi tatmin eder. Aslında bunu, bir tatminden ziyade, insanı sürekli, o türlü beklentilere sevk eden; sevk edip ona mütemâdi stres ve anguazlar yaşatan bir afet olarak ifade etmek daha doğru olacaktır. Evet, böyle bir beklenti, insanı teveccüh ve alkış konusunda açgözlü hâle getirmekten başka bir işe yaramaz. Devleti idarede zirveye ulaşmış bir insan, yine kendisi gibi bir zat vefat ettiği zaman onun cenazesine yüz binlerce insanın iştirak ettiğini görünce, “Acaba öldüğüm zaman beni de bu kadar insan teşyi eder mi?” diyor. Yahu, sen hakikî mânâda öldükten, yani hayatta iken ruhunu ve kalbî hayatını öldürdükten sonra, o kalabalığın on katı insan senin cenazene gelse ve namazını da kılsa bütün bunlar senin için ne ifade eder, onların sana ne yararı olur ki! Zira her şey kabir kapısına kadardır. O noktadan sonra asıl önemli olan senin Allah’la irtibatındır. Hayattayken Allah’la irtibatın ne ölçüdeydi? Ne kadar rıza solukluyordun? “Allah’ım benden hoşnut ol!” diyor muydun? “Allah’ım! Beni benliğin hapsinden kurtar ve Senliğe ulaştır. Seninle hemdem eyle. Maiyyetine erdir!” diye bir talebin var mıydı? Eğer böyle bir dua ve talebin yoksa, cenazende milyonlarca insan olsa da sana bir faydası olmaz ki!