Bir dönem, bir mesele hakkında siz en mükemmeli yakalamış olabilirsiniz. Nedir o en mükemmel olan? Meselâ Kur’ân ve Sünnet-i Sahiha’yı çok iyi okuyarak bir mesele hakkında ortaya koyduğunuz en isabetli içtihad ve istinbat. Fakat bir yönüyle ona bile bağlanıp kalmakla yetinmemeli ve içinde bulunduğunuz zaman ve şartlara göre onu bir kez daha okumalı, en isabetli olanın, o olup olmadığını yeniden gözden geçirmelisiniz. Yanlış anlaşılmasın, bunun mânâsı, -hâşâ- zamana göre ibadet ü taatte reform ve değişikliğe gitme demek değildir. Bilâkis kastımız, tekvînî emirlerin doğru okunması, hayat-ı içtimaiye ve terbiyeye o zaviyeden bakılması ve başkalarına vereceğimiz şeyleri vermenin yanında, kalibreden geçirmek suretiyle, temel değerlerimize aykırı olmadığı sürece başkalarından da alacaklarımızı almaktır. Bütün bunlar bizim, içinde bulunduğumuz zamanın çocuğu olmamızın bir gereğidir.
Bu sebeple biz bu bakış açısıyla bir kez daha kendi değerlerimize yönelmeli ve onları yeniden gözden geçirdikten sonra efkâr-ı âmmeye arz etmeliyiz. İşte o zaman Allah’ın izniyle maarif, mâbet, aile yabancılaşmaktan kurtulacak; kurtulup yeniden kendi değerleri üzerine ruhunun abidesini ikame edebilecektir. Tabiî, bütün bunlar öyle bir anda, bir hamle ve bir nefhada olacak işler değildir. Bakın, sohbetlerinde ve huzurunda derin bir insibağ bulunan ve aynı zamanda çevresinde o insibağı hakkıyla temsil eden mükemmel bir cemaate sahip olan Resûl-i Ekrem Efendimiz (aleyhissalâtü vesselâm) bile her şeyin yerli yerine oturması ve yeniden İbrahimî ahlâkın inkişaf etmesi adına yirmi üç sene ölesiye bir gayret göstermiştir.
Bu Ne Hakperestliktir Allah Aşkına!