İçeriğe geç

Rahmetlik pederim 1974’te vefat etmişti. Ben o zaman otuz beş, otuz altı yaşındaydım. Rahmetlik pederimin de, hayatım boyunca sadece bir kere anneme kaşlarını çattığını hatırlıyorum. Ancak o esnada büyük annem hemen araya girdi ve “Ramiz! Eğer ona bir şey yaparsan sana sütümü,emeğimi haram ederim.” dedi. İşte, bozulmuş Osmanlı’dan kalma aile yapımız hâlâ bu seviyedeydi.

Bir başka misal de büyük amcamdan vermek istiyorum. Eşiyle nasıl bir hayatları vardı, çok bilemiyorum. Ancak eşi vefat ettikten sonra her hafta Erzurum’dan arabaya binip köye onun mezarını ziyarete gelir, mezarın başında da yarım saat ağlardı. Sonra tekrar arabaya binip Erzurum’a geri dönerdi. Hatta bir gün ablam bana gelip: “Şu amcana bir nasihat etsen. Ölmüş bir insanın arkasından bu kadar ağlaması doğru mu?” diye ricada bulunmuştu. Benim dar dairede bildiğim belki bütün aileler böyleydi. Evet, bizim, bozulmuş, şöyle böyle deformasyona maruz kalmış aile yapımız bile böyleydi.

Benim derdim burada, ne Şamil Ağa’yı ne Mûnise Hanım’ı, ne de bir başkasını anlatmak değil. Bu misallerle bir hususa dikkat çekmek istiyorum: Vefaya vefa ile cevap verilir. Siz o ölçüde vefalı olmazsanız size de vefalı davranmazlar. İşte toplumumuzda meydana gelen onca darbeden sonra hâlâ eşler arasında o kadar vefanın olması bana çok önemli geliyor.

116