Mevlâ seni sevmez mi? Rızasına iven de Hak rızasın vermez mi?
Canlar feda eylesen Emrince hizmet etsen Allah ecrin vermez mi?
Eyyub gibi ağlasan Ciğergâhı dağlasan Ahvalini sormaz mı?
Zaten biz dualarımızda, “Allahım Bizlere, bizi aşan istidatlar ve o istidatlarda inkişaflar ver!” demiyor muyuz? Evet, bizim şu an sahip olduğumuz istidat ve kabiliyetlerimiz Allah’ın nâmütenâhî kudret ve takdirini bağlamaz. Siz öyle bir adım atar, öyle samimane bir gayret ortaya koyarsınız ki, siz hiç farkına varmadan, Cenâb-ı Hak atâsından ekstra lütuflarda bulunur. Şimdiye kadar hiç düşünemediğiniz, kalbinize gelmeyen şeyleri ilham eder, aklınıza getirir. Evet, ufkunuzu öyle bir açar ki Cenâb-ı Hak, uzaktan yakından alâkanız olmadığı ve aklınızın ermeyeceği plan ve projeleri sizin vesilenizle hayata taşır ve bu durum karşısında sizler de şaşırır kalırsınız.
Bu açıdan, kabiliyetleriniz ne seviyede olursa olsun, siz hakka dilbeste olunca, Allah da (celle celâluhu) sizi yarı yolda bırakmaz ve sizi yüz üstü terk etmez. O zaman gelin, kabiliyet ve istidatlarımızı Allah’ın rızasını kazanma ve nâm-ı celîl-i sübhanîsini insanlığa duyurma istikametinde santimini zayi etmeksizin kullanalım; kullanalım ki, Cenâb-ı Hak da istidat ve kabiliyetlerimizi olduğunun üstünde inkişaf ettirip azları çok, birleri bin etsin. Âmin!