Hemen şunu ifade edeyim ki, ben böyle bir durumla karşılaştığımda, muhatabı günaha, günah ötesi bir günaha sevk etmemek için: “Allah’a (celle celâluhu) kimin gerçekten iman ettiğini Kendisi bilir, biz bilemeyiz. Ben her gün iki yüz rekât namaz kılsam, gecelerimi hep evrâd u ezkârla geçirsem bile, bu amelleri yapmayan bir başkası Allah’a benden daha sağlam iman etmiş olabilir.” demişimdir. Kanaatimce bu husus çok önemlidir. Zira işlenen bir günaha yeni bir günah eklenmemesi için, karşımızdakine yeni bir günah fırsatı vermememiz, yeni bir günah kapısı aralamamamız gerekir.
Diyalektiğe giren insanlarla alâkalı önemli bir husus da, Efendiler Efendisi’nin, cedele tutuşan insanların ilham esintilerinden mahrum kalıp onlardan vahyin bereketinin kesileceği şeklindeki ikazıdır.5 Bu uyarı çerçevesinde diyebiliriz ki, diyalektiğe müptela olanların konuştukları hep heva ve heves ürünüdür. Bir ömür boyu konuşup durdukları şeyler hiçbir zaman gönüllerde müspet ve kalıcı bir tesir meydana getirmez. Bundandır ki, günümüzde, kitaplar devirmiş, müktesebatı çok engin ve çok iyi konuşup duran insanlar görürüz. Fakat ne yazık ki bu kişiler, milletimizin maddî-mânevî terakkisi adına herhangi ciddi bir proje ortaya koyamamış, insanımıza uzun soluklu ve kalıcı bir hizmet sunamamıştır. Demek ki bunlar vahyin bereketinden cüda düşmüş ve ilhamdan mahrum kalmışlardır.
Yapılması Gereken Bunca İş Varken
Dipnotlar
- 5 Bkz.: Tirmizî, tefsîru sûre (43) 1; İbn Mâce mukaddime 7; Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 5/252, 256.