İçeriğe geç

Bu noktada, ayrıca üzerinde durulması gereken bir husus da şudur: İman her şeyin esası ve temeli olduğundan elbette ki, ibadete giden yol da imandan geçer. Fakat bilinmelidir ki, imanın insanda rüsuh bulması, kökleşmesi, tabiatının bir derinliği ve buudu hâline gelmesi de ibadet ü taatle olur. Evet, insan, ibadet yapa yapa, hayır işleye işleye imanı, tabiatının bir derinliği hâline getirir ve o imanı derinlemesine içinde duyar. Bu açıdan da iman bir esas olmakla beraber, ona göre esas sayılmayan ibadet ü taat onu takviye edip güçlendirir. Meseleye felsefî bir mülâhazayla bakılacak olursa, bunlardan birine nazarî, diğerine de amelî iman denilebilir. Zât-ı Ulûhiyet’in –tabiri caizse– “mahiyet-i nefsü’l-emriye”siyle bilinmesi de amelî imana bağlıdır. İşte bir kul için, ibadet ü taat bu denli önemli olduğundan, “Cenâb-ı Hak bir insan hakkında hayır murad ettiğinde, onun için amel kapısını açar, ibadet ü taate giden yolları gösterir.” denilmiştir.

Cedel: Bâtılı Hak Gösterme Gayreti

238