Günümüzde televizyonlarda sıkça gördüğümüz tartışma programlarında ortaya konulan üslûp, cedel ve diyalektik için canlı bir misaldir. Meselâ, bir programda itikatla alâkalı bir mevzu konuşuluyor. Bir âlim çıkıp orada, Kur’ân ve Sünnet ışığında imanın dindeki yeri ve önemini, inançsızlığın insan için ne büyük bir kayıp olduğunu dile getiriyor. Fakat bakıyorsunuz, söylenen bu hakikatten rahatsız olan ve onu kabul etmek istemeyen karşısındaki insan, diyalektiğe başvuruyor ve: “Ne demek istiyorsun? Sadece sen mi Cennet’e gireceksin”, “Allah inananların Rabbi olduğu gibi, inanmayanların da Rabbi değil mi?” ve –hâşâ– Allah’ı sorgular gibi, “Allah günahkârları da Cennet’e koysa neyi noksan olur ki?” gibi laflar ediyor. Hâlbuki o âlim zatın, karşı tarafı inançsızlıkla itham etme gibi bir kastı söz konusu değil. O sadece temel disiplinler çerçevesinde imana dair bir hakikati dile getirmektedir. Fakat iman adına nasslarla belirlenen çerçeveyi kabul etmek istemeyen muhatabı ise, laf kalabalığı, kelime oyunları ve asılsız ithamlarla, iman adına ortaya konan o çerçeveyi kırmayı düşünmekte, böylece o tartışmadan galip çıkmayı hedeflemektedir ki, işte bu tavır cedel ve diyalektik demektir.
Günaha Günah İlave Etmemek İçin