Maalesef uzun yıllar önce yaptığımız bu teklif ve girişimler havada kaldı. Demek ki insanlık henüz böyle bir seyahate muktedir değilmiş. Fakat böyle bir ufku yakalama adına her fırsatı değerlendirmeliyiz. En azından biz kapımızı, soframızı, gönlümüzü her meşrepten, her anlayıştan insana açık tutmalıyız. Kendimize de onların sofralarında yer aramalıyız. Onları aramıza aldığımız gibi biz de onların zeminlerinde, ortamlarında bulunmalıyız. İlahî ahlâk da bunu gerektirir. Zira Allah, “Kulum Bana bir karış yaklaşırsa Ben ona bir arşın yaklaşırım. O Bana bir arşın yaklaşırsa, Ben ona bir kulaç yaklaşırım. O Bana yürüyerek gelirse Ben ona koşarak giderim.”16 buyuruyor.
Civanmertlik bekliyorsak önce biz civanmertlikte bulunmalıyız. Teveccüh bekliyorsak önce biz teveccüh göstermeliyiz. Âlemin bizden beklediği, bizim âlemden beklediğimizdir. Günümüzde buna empati diyorlar. Empati, insanın kendini başka birinin yerine koyarak olaylara onun gözüyle de bakabilmesi; farklı bir ifadeyle, muhatap olduğu insanların beklentilerini, duygu ve düşüncelerini, heyecanlarını ve saygı duyduğu değerleri göz önünde bulundurabilmesidir. Zannediyorum lokal olarak bu meseleyi hallettikten sonra daireyi genişleterek, dünya çapında da benzer güzelliklerin ortaya çıkmasına vesile olabiliriz. Belki de bu, dünyayı sürüklendiği kötü sondan kurtarma adına önemli bir adım olur. Bize düşen de iyiliklerin temsilcisi olmak ve muhtemel fitneleri göğüsleyebilmektir.