İçeriğe geç

İnsanlar fıtrî olarak kendi milletinden, mezhebinden, meşrebinden olana karşı farklı bir yakınlık duyabilir. Belirli bir anlayışa, hayat felsefesine, düşünce tarzına samimi bir şekilde bağlı olabilir. Fakat bu, başkalarına düşmanlık yapmayı gerektirmez. Mesela ben bir Müslüman olarak kendi yolumu, yöntemimi delice severim. Efendimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) bin canım olsa kurban ederim. “Keşke, başkaları da bu hakikat membaını tanısa, bu tatlı su kaynağına kovalarını salsa, bu kevserden kana kana içse ve susuzluğunu onunla giderse!” diyebilirim. Fakat benim bu sevgim, arzu ve isteğim ne Hıristiyanlara ne Yahudilere ne de başka din mensuplarına düşmanlık yapmamı gerektirmez. Bilakis bana düşen, herkese karşı insanca davranmaktır.

Daha önce farklı münasebetlerle bir düşüncemi dile getirmiş ve şöyle demiştim: Keşke müşterek bahçesi olan cami, kilise ve havralar inşa edebilsek veya aynı avlu içerisinde camiyle cem evleri yapabilsek. Mabetlerinden çıkan insanlar aynı bahçede bir araya gelebilse, beraber çay içse, yemek yese ve böylece birbirlerini daha yakından tanıma imkânı bulsa. Öyle bir atmosfer oluşsa ki herkes kendi düşüncesini rahatlıkla dile getirip birbirine tebessüm edebilse, birbiriyle kucaklaşıp ön yargılardan büsbütün sıyrılabilse. Böylesi insanca tavırlara bütün dünya insanının şiddetle ihtiyacı var.

23