İçeriğe geç

Maalesef bu yapılmadı. Âdeta amatörce, “Hele bir engin denizlere yelken açalım, önümüze çıkan dev dalgalara nasıl karşı koyacağımızı daha sonra düşünürüz.” denildi. Bu sebeple önümüzdeki yıllarda insanlığı ne tür tehlikelerin beklediğini kestirmek zor görünüyor. İnsanlık adına yararlı işler yapmaya kendini adamış ruhların mutlaka bu konulara kafa yorması ve bunlarla ilgili çözüm önerileri geliştirmesi gerekir.

Mesela Hz. Bediüzzaman’ın, “Tâbiiyeti, sebeb-i mesuliyet ve hatar olan metbûiyete tercih etme”15 şeklinde dile getirdiği husus, ihtilafların önüne geçme adına önemli bir ölçüdür. Bunun anlamı, önde bulunmak çok tehlikeli olduğu için, idare işini başkalarına bırakma demektir. Bu, ciddi bir fedakârlık ve kahramanlıktır. Böyle bir tavır, farklı mezhep, meşrep ve mezaklar arasında ortaya çıkabilecek potansiyel ayrılıkların önüne geçme adına bir reçete olabilir. Fakat bunun etnik problemlere çare olması zordur.

Diplomasi

Mevcut ihtilafların giderilmesi ve ortaya çıkan problemlerin çözümü adına, hemen güç ve şiddete sarılmak yerine akıl ve mantık çerçevesinde diplomasiyi sonuna kadar kullanmak dünyanın daha yaşanılabilir bir yer olmasını sağlar. Fakat ne yazık ki hakkın emrine verilmeyen güç ve kuvvet yanlış yerde kullanılıyor. Ortaya çıkan sıkıntıları bastırma adına hemen kaba kuvvete başvuruluyor ve insanların üzerine yürünüyor. Fakat bu, çok tehlikeli sonuçlar doğuruyor. Muvakkaten sorunlar bastırılsa da orada kin ve nefret ödemi oluşuyor. Bu ödem de gelecek nesillere miras kalıyor. Gencecik nesiller babalarına ve dedelerine yapılan haksızlığı konuşarak büyüyor ve intikam duygularıyla oturup kalkıyorlar. Dolayısıyla da uygulanan şiddet faydadan çok zarar getiriyor.

20