Yezitlerin, Haccacların, Şimirlerin, İbn Mülcemlerin, Lü’lülerin yaptıkları zulümler aklımıza geldiğinde, “Allah topunuzu yerin dibine batırsın!” diyesimiz geliyor. Fakat ne Kur’ân ve Sünnet’te ne de Ehl-i Sünnet akidesinde Yezit’e veya başka bir zalime lanet okumanın sevap olduğuna dair bir hüküm vardır. Ehl-i Sünnet ulemasından bazıları Yezit’e lanet etmiş ve lanet etmenin câiz olduğunu söylemiştir. Buna karşılık pek çok ulema, câiz olsa da, bunun teşvik edilecek bir yanının olmadığını, her konuda olduğu gibi bu hususta da temkinli ve itidalli (ölçülü) davranmanın, aşırıya kaçmamanın, dilini tutmanın gerçek mü’min duruşu olduğunu ifade etmişlerdir.
Onların müstahak oldukları (hak ettikleri) şey her ne ise Allah onu takdir buyuracak ve hak ettikleri cezayı verecektir. Hiss-i mürüvvetle hareket eden, engin insanî duygulara sahip bir mü’mine düşen vazife, “Allah’ım bizi de, şirazeden çıkmış bu zalimleri de Senin yoluna hidayet buyur, onları ıslah et! Eğer ıslaha kabiliyetlerini kaybetmişlerse, onları Sana havale ediyoruz. Şayet salah yolunu seçmezler, fitne ve fesatlarına devam ederlerse tez zamanda haklarından gel. Ellerini, kollarını bağla, ayaklarına prangalar vur. Akıllarını işlemez, dillerini konuşamaz, kalemlerini yazamaz hâle getir de kötülük yapamaz olsunlar. Masum insanların aleyhine başvurdukları ne kadar yol yöntem, kullandıkları malzeme varsa hepsini ellerinden çekip al. Menfur emellerine ulaşmalarına fırsat verme ve cümle masum, mazlum ve mağdurların çektiği zulümleri bertaraf et, ah u figanlarını dindir. Bu âciz ve çaresiz kullarını nusretinle, hıfz u inayetinle teyit buyur Allah’ım!” demektir. Bu, insanlığımızın gereğini ortaya koymakla beraber aynı zamanda mağdur ve mazlumlara vefanın gereğidir.
107 Buhari, cihad 182; Müslim, iman 178.
108 Bediüzzaman, Sözler s.515 (Yirmi Altıncı Söz, Hâtime).