“De ki: İşte benim yolum budur! Ben basîret ve idraklerine seslenerek insanları Allah’a çağırıyorum.”1 hakikatini temsil eder.. duyup işittiği her şeyden kendine göre bir nasihat çıkarır.. gördüğü her nesne ve her hâdiseyi farklı bir ibret levhası gibi değerlendirir ve sürekli tezekkür, tefekkür ve tedebbür ufuklarında dolaşır. Sözlerinde hikmet, sükûtunda ibret, tavırlarında da mehâbet vardır.. karşılaştığı her çehrede Hakk’ı hatırlar ve ürperir, onun simasının müşâhedesinde de hep Hak hatırlanır.
Bu mânâdaki yakazaya, basîret üstü istibsar demek de mümkündür ki, bu aynı zamanda sâlikin “akl-ı meâd” itibarıyla diriliş ufku sayılır –bazıları bunu kalbin bir buudu olarak da yorumlamışlardır– bu ufku ihraz etmenin önemli bir vesilesi يَا حَيُّ يَا قَيُّومُ لَا إِلٰهَ إِلَّا أَنْتَ2 hakikatinin tekrarı, diğer bir yolu da لَا إِلٰهَ إِلَّا أَنْتَ بِرَحْمَتِكَ أَسْتَغ۪يثُ3 nuranî cümlesinin vird-i zeban edilmesidir.
Bu ufku ihraz etmede, “eyyâmullahın mârifeti” sözcüğüyle ifade edeceğimiz, Allah’ın geçmişte mutî kullarına iltifat ve teveccühlerinin, nankörlere de itap ve cezalarının hatırlanmasının da, bir müeyyide olarak tesiri büyük olsa gerek.
Niyet ve nazar sağlamlığı, bakış zaviyesinin sıhhat ve istikameti ve şartlanmışlıktan uzak kalabilme mânâlarına gelen “ağrazdan selâmet” de bu ufku koruyabilmenin ehemmiyetli kaidelerindendir.
Dipnotlar
- 1 Yûsuf sûresi, 12/108.
- 2 et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-kebîr 12/423.
- 3 Bkz.: Tirmizî, daavât 91; en-Nesâî, es-Sünenü’l-kübrâ 6/147.