Bazen sekir; kavî bir iman, ciddî bir mârifet, dengeli bir havf u heybetten kaynaklanır ve daha geniş bir alanda kendini hissettirir. Has dairede sekre gelince o, vecd erbabına mahsus bir “hâl” olup, ne zaman hak yolcusu, sübühât-ı vechin nurları veya “bî kem u keyf” cemal nimetleriyle şereflendirilse, hemen sekir hâsıl olur.. ruh, şevk u taraba girer.. ve gönülde aşkın bir heyecan yaşanır. Sahv, sekrin zıddıdır ve sâlikin yeniden ihsas ve şuur âlemine dönmesi demektir. Sekri hak olan seyyahın sahvi de haktır. Ömürlerini gaybet vadilerinde ruhanî zevklere gömülerek geçiren hak âşığı mest u mahmurları, ne zaman sultan-ı hakikat istila etse, duygu dünyalarında bir damla gibi deryaya düşer ve erirler.. bir cisim gibi yanar kül olur ve başkalaşırlar.. dahası bütün ihsas yolları ve köprüleri bir bir yıkılır.. her yerde ve her şeyde sadece O duyulur ve O hissedilir ki, böyle ihsas üstü hâli فَلَمَّا تَجَلّٰى رَبُّهُ لِلْجَبَلِ جَعَلَهُ دَكًّا وَخَرَّ مُوسٰى صَعِقًا“Rabbi dağa tecellî buyurunca, onu paramparça etti ve Musa yığılıp yerinde kaldı.”1 beyan-ı sübhanîsiyle irtibatlandıran bir hayli insan vardır.. ve böyle bir irtibattan hareketle; Tûr Dağı onca kuvvetine, salâbetine ve Seyyidinâ Hz. Musa da bir ulü’l-azm kelîmullah olmasına rağmen, dağın parça parça olduğu, Hz. Kelîmullah’ın da yıkılıp yerinde kaldığı gibi, ilâhî tecellîler sırasında erbab-ı vecd de başkalaşır; tavırdan tavıra girer; mest u mahmur davranır ve müteşabihâtın geniş vadilerinde çok defa mest u mahmur konuşur:
Dipnotlar
- 1 A’râf sûresi, 7/143.