“Vaktâ ki sen, o güneşin ziyasını gördün (Sübühât-ı Vech’in nurlarıyla yanıp kül oldun) artık sen kalmadın. Katre deryanın (dalgalarına) karıştı ve sen bir katre idin; şimdi ise sır denizinde kayboldun. Artık o katreyi (bir daha da) bulamazsın. Gerçi gaib olmak herkesin kârı değildir; ama benim gibi fenâ bulanlar da az değildir.”
Safâ-i ittisali, hulûl ve ittihadı işmam edecek bir üslûpla anlatanlar, kendi zevk ve hâllerini anlatıyorlarsa, bunlar yorum ve seslendirme iltibası içindedirler; derhâl Mişkât-ı Muhammediye’ye sığınarak iltibaslarını düzeltmelidirler. Yok, böyle zevkî ve hâlî bir hususu bir düşünce sistemi ve felsefe olarak benimsemişlerse, dalâlet içindedirler ve 3مَا أَنَا عَلَيْهِ وَأَصْحَاب۪ي kal’a-yı kudsiyesine girecekleri ana kadar da bâğî sayılırlar.
Dipnotlar
- 3 “Benim ve ashâbımın takip ettiği yol.” (Tirmizî, îmân 38; et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-kebîr 8/152).