3. Safâ-i ittisâldir ki; kulun, bütün bütün ef’âl, sıfât ve zâtını, Hazreti Vacibü’l-Vücud’un ef’âl, sıfât ve Zât’ında fâni kılıp, daha doğrusu fâni bilip, fâni hissedip Hazreti Vücud ve Hazreti İlm’in sübühâtının müşâhedesiyle müstağrak yaşamaktır. Bir diğer ifade ile, safâ-i ittisal, ubûdiyet hazzının rubûbiyet hakkı içinde mütelâşî olup gitmesi, varlığın perde arkası esrarının dört bir yanı tutması, Hazreti İlim ve Vücud’un feyezânının vicdanı tamamen istila etmesi ve ötede insanın gözüne açılacak gerçeğin zılliyet planında basîretle temâşâ edilmesi demektir. Biraz daha açacak olursak bu, lâhut âlemi ve bu âlemin bir kısım esrarının, ceberût âlemi ve bu âleme ait bazı hususiyetlerin, melekût âlemi ve bu âlemin teferruatının, Hz. Sâdık u Masdûk ve Kâşifü’l-Hakâik’in: فَبِيَ يَسْمَعُ وَبِيَ يُبْصِرُ وَبِيَ يَبْطِشُ وَبِيَ يَمْش۪ي“Benimle işitir, Benimle görür, Benimle tutar, Benimle yürür.”2 beyanı çerçevesinde O’ndan şerefsudûr olan hakâikin, bir kere de “kurb” ufkunda, kalb, sır, hafî, ahfâ rasathâneleriyle temâşâ edilerek, herkese açık olan nazarî ve zarurî hakikatlerin sübjektif ilmîliğe dönüşmesi, bu bilginin yakînle derinleşmesi, yakînin –letâifin müsaadesi ölçüsünde– hakka’l-yakîne yönlendirilmesi ve “Sübühât-ı Vech”in şuaları karşısında hususiyetlerin bütün bütün silinip gitmesi, mahiyetlerin eriyip kül olması, artık sadece ve sadece Hazreti Kayyûmiyet’in duyulup hissedilmesidir ki, böyle bir makamda, damla deryaya dönmüş, zerre güneşe karışmış ve her şey hiç ender hiç olmuş gibi tasavvurlar üstü zevkî ve hâlî bir durum istila eder insanın her yanını; eder de sâlikin nazarı kayyûmiyetten başka bir şey görmez olur.. ve bir zevk zemzemesi içinde, sadece O’nu bilir-O’nu duyar, O’nunla işler-O’nunla başlar ve âdeta O’nunla oturur-O’nunla kalkar. Böyle bir televvünat içinde bazen iltibaslara girerek, her şeyi O’nun tezahüründen ibaret saydığı anlar da olabilir.. evet, görme, bilme, duyma ve zevk etme konusunda herkes aynı mülâhazayı paylaşsa da, his, şuur ve idrak melekesini Hz. Mişkât-ı Nübüvvet’le aydınlatamamış olanlar, yorumlarında hatalara girebilirler. Böyle bir mülâhazayı ifade sadedinde, hatasıyla-savabıyla, söylenmiş dünya kadar güzel söz vardır. Biz, onlardan sadece bir tanesini zikrederek konuyu kapamak istiyoruz:
Dipnotlar
- 2 el-Hakîm et-Tirmizî, Nevâdiru’l-usûl 3/81; İbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’ân 2/580.