İçeriğe geç

Ayrıca, Hz. Musa’nın ilmi, ilâhî ahkâmın mârifeti ve bu mârifetin, eşyanın perde önü ve perde arkası muvazenesini koruma gibi bir derinliğe açık olmasına karşılık, Hz. Hızır’ın bilgisi daha çok eşyanın bâtınına ait idi. Nitekim, bu ayrıma, Hz. Musa ile konuşması esnasında Hızır da işaret eder: “Yâ Musa! Ben Allah’ın bana talim ettiği bir ilme sahibim ki, sen onu bilemezsin. Sen de, Allah’ın sana talim ettiği bir bilgiye maliksin ki, ben onu bilemem.”3

Evet, ilm-i ledünnî, talim ve taallümle elde edilmeyip Cenâb-ı Hakk’ın hususî bir mevhibesi ve bir kuvve-i kudsiyesinin nuranî tecellîsidir. Bu tecellî, sanattan Sâni’e eserden Müessir’e giden bir bilgi olmaktan daha çok, Sâni’den zîşuur sanata, Müessir’den esere akan bir mârifettir. Hatta o, esrar-ı Hakk’a ait mahrem vâridâtın insan ruhunda taayyününden ibaret sayılmıştır.

وَاللّٰهُ أَعْلَمُ بِالصَّوَابِ.
18