İçeriğe geç

Ebû’l-Kâsım Nasrâbâzî: “Tasavvufun özü, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, hevâ ve bid’atlerden uzak kalmak, kusurlardan dolayı herkesi mâzur görebilmek, evrâd ü ezkârda tekâsül göstermemek, elden geldiğince ruhsatlardan uzak durmak ve dinde şahsî yorumlardan sakınmaktan ibarettir.” irşadıyla bu önemli hususu ders veriyor olsalar gerek.. ve daha nicelerinin, konuyla alâkalı ne lâl ü güher ifadeleri..!

Bu meydanın erlerine göre “ilim” “hâl”den önce gelir. Zira “hâl” tamamen ilme tâbidir. Aslında ilim enbiyânın mirası, âlimler de bu peygamber terikesinin vârisleridirler. Bu konuda 1اَلْعُلَمَاءُ وَرَثَةُ الْأَنْبِيَاءِ ferman-ı Nebevîsi, ulemâ için pâyeler üstü bir pâye ifade eder.

Gerçeğin ilmi veya gerçeğe ulaştıran bilgi, kalblerin hayatı, basîretlerin nuru, sinelerin vesile-i inşirahı, akılların cevelangâhı, ruhların lezzet kaynağı, hayrette kalanların rehberi ve dostu, yalnızların “enîs ü celîs”i, meleklerin temenna durdukları kıymetler üstü kıymeti haiz, arz televvünlü, sema kaynaklı bir maidedir.

Evet, ilim, imana önemli bir basamak, hidayet ve dalâleti, şüphe ve yakîni birbirinden ayıran esaslı bir mihenk ve insanın insanî yanlarını ortaya çıkaran ilâhî bir sırdır.

بَعِلْمَسْتْ آدَمِـي اِنسَانِ مُطلَق……چُو عِلمَش نِيست شُد حَيوَانِ مُطلَق
عَمَلِ بِي عِلْمْ بَاشَدْ جَهْلِ مُطلَق……بَجَهل اَى جَان نَـشَايَد يَافتَن حَقّ

“Âdemoğlu ilimle mutlak insan, ilim olmayınca da mutlak hayvandır. İlimsiz amel mutlak cehalet, ey cân cehaletle Hak bulunmaz.” diyen hak dostu mübalağa etmemiş olsa gerek…

16