Kimileri de, insanın idrak ufkunu aşkın öyle bir mârifet çağlayanı içindedirler ki, onların dünyasında delillerin ağzında birer fermuar.. bütün şahidler, Şahid-i Hakikî’nin huzurunda bulunmanın verdiği hicapla iki büklüm.. bütün vasıtalar, yakını uzak etme hacaletiyle tir tir.. dellallar da suskun ve o ana kadar ortaya attıkları beyanların tashihiyle meşgul. Her şeyin “bî kem u keyf” bir vicdan müşâhedesiyle, Kutup Yıldızı gibi kendi etrafında dönüp durduğu işte bu nokta, sık sık “sübühât-ı vech” ile gözlerin kamaştığı, melekler gibi sâlikin de bakışlarının bulandığı, “sen”in, “ben”in “Hû”ya teslim-i silah ettiği bir zirvedir. Bu zirveye ulaşan insan yer yer, ilmin de, vücudun da hakikî kaynağının çepeçevre her şeyi kuşattığını görür; tarif ve yorumu, herkesin kendi seviyesinin maşrıklarından bir sürü tulûu birden duyar, birden yaşar, birden zevk eder ve her zaman “cem” mırıldanır durur. Bu cem sâlikin, isimlerin, zât, sıfât ve ilâhî ef’âl ile tecellî iltisakının duyulup hissedilmesi ve vicdanın da vesile ve vasıtalara açık yanları itibarıyla dağınıklıktan kurtulup …وَإِنَّاۤ إِلَيْهِ رَاجِعُونَ5 ufkuna ulaşmasıdır; yoksa o, bazılarının vehmettiği gibi “fenâ-i mutlak” ve “ittihad” demek değildir.
Dipnotlar
- 5 “… Biz Allah’a aidiz ve vakti geldiğinde elbette O’na döneceğiz.” (Bakara sûresi, 2/156)
- 6 Kehf sûresi, 18/10.