Yeryüzünde tebliğ hakikati ve ona duyulan ihtiyacı, bir başka zaviyeden şöyle değerlendirebiliriz: “Emr-i bi’l-mâruf nehy-i ani’l-münker”, insanın yeryüzünde Allah’ın halifesi olmasının muktezasıdır. Allah (celle celâluhu), insanı, eşyaya müdahale etme pâyesiyle serfiraz bir halife kılmıştır. Ve ona kendi iradesinden bir irade bahşetmiştir. “Benlik” ve “ego” sadece insanda vardır. O, bu sayede kendinde mevcut olan hassalar ile, Cenâb-ı Hakk’ın esmâ ve sıfatlarını değişik tecellîleriyle anlamaya çalışır ve gerçek kimliğinin idrakine ulaşır. Zira insana verilen benlik, mâlikiyet ve bunlardan kaynaklanan hürriyet duygusu, sadece bir ölçü birimidir. İnsan, bunlar sayesinde kuracağı farazî hatlarla Rabbini, Mâlik’ini ve O’nun her şeye kâdir olduğunu anlayıp idrak edebilir.
İşte, insana böyle ayırıcı özelliklerin verilmesi, bir bakıma onun baştan halife kabul edilişi demektir. Zaten Allah meleklerine hitaben, “Ben yeryüzünde bir halife var edeceğim…”4 dedikten sonra, insanlığın babası olan Hz. Âdem’i (aleyhisselâm) yaratmıştır. Ona eşyaya tasarruf hakkı vermiş ve onu Kendi yerine bir bakıma halife tayin etmiştir. Vekil, kendisine vekâlet veren şahsın tayin ettiği hudutların dışına çıkamaz ve o hudutların dışında tasarruf yapamaz. Zaten, insanın yapması gereken şeyler de, peygamberlerin bildirmiş olduğu ilâhî fermanlarla tespit ve tayin edilmiştir. İşte insan, o beyan ve hükümler doğrultusunda hareket ettiği müddetçe vekâletini tam ve mükemmel yerine getirmiş olacaktır.
Hasan Basri Hazretleri’nin mürsel olarak rivayet ettiği bir hadis bu mülâhazaya ışık tutar mahiyettedir. Hadiste şöyle denilmektedir:
“Kim, emr-i bi’l-mâruf nehy-i ani’l-münker yaparsa o Allah’ın, Allah Resûlü’nün ve Kitabullah’ın halifesidir.”5
Dipnotlar
- 4 Bakara sûresi, 2/30.
- 5 ed-Deylemî, el-Müsned 3/586; el-Makdisî, Zahîratü’l-huffâz 4/2227.